Bismillâhirrahmanirrahîm!

      TÜRKİYE, komşumuz Suriye konusunda niçin etkili bir inisiyatif alamıyor, dersiniz? Kaos ve istikrarsızlığın yaşandığı bu ülkeyi kimler bu hale getirdi? Suriye’nin Ortadoğu’daki stratejik konumunu; bu ülke üzerinden bölgede sinsi emelleri olan Siyonist/emperyalist odakları tanımadan sağlıklı değerlendirmeler yapamayız. Suriye ve bölgenin dinamiklerini ve Ortadoğu’da sömürgecilerin planlarını çok iyi bilmek zorundayız.

      Efsanevî Gazze direnişine Yemen, Lübnan, Irak, İran, Ürdün, Türkiye gibi yerlerdeki halkların, kendi ülkelerine sahip çıkarcasına destek vermelerini sebepsiz mi sanıyorsunuz? Bu ve benzeri ülkelerin birbiriyle dinî, tarihî, coğrafî, kültürel ve insanî bağları var. İnançları bir, hepsi Müslüman! Aynı tarihî kaderi paylaşıyorlar. Yaşadıkları coğrafya aynı! Kültürel benzerlikleri yüksek. Cemil Meriç Adana, Antep ve Halep’i ayrı görmez. Hama, Şam, Urfa da Osmanlı’nın aynı sancağı durumundaydı.

     Hele Suriye! Osmanlı’nın eski eyaleti! En uzun sınır komşumuz. Şam kadim bir İslâm şehri! Halep, elimizi uzatacak kadar yakın. Biz, asırlarca bu insanlarla kız alıp verdik; akraba olduk. Sykes-Picot sürecinde Fransızlar ve İngilizler Osmanlı’yı yıkmak, Ortadoğu ve tüm Müslümanları haritadan silmek için anlaşmalar yaptı. İbni Haldun, “Coğrafya kaderdir” diyor ya! Nesillerimiz yaşadıkları coğrafyayı tanısalardı, “Suriye Türkiye’dir; Türkiye Suriye’dir” noktasında buluşurlardı.

     Parçalı düşünmeyi bırakalım. Resmin bütününü görelim. İslâm dünyası olarak ortak hareket etme iradesi ortaya koyalım. Çözümü kendi içimizde arayalım. Sorumlu ve duyarlı davranalım.

SURİYE’NİN GELECEĞİ

     SURİYE halkının üzerinde 14 yıldır biriken büyük bir travma var. Tahrip olmuş şehirlerin durumu ayrı bir sıkıntıdır. Ülkede iç çatışmanın başlamasından itibaren, can güvenliği bulunmadığı için, ülkenin yarısından fazla insanı çeşitli ülkelerde mülteci hayatı yaşadı. Şimdi o ülkelerden geri dönüp Suriye’de yeniden iş ve mekân tutmalarının da ciddi sıkıntıları var.

     Suriye’nin 2011 yılından beri yaşadığı olağanüstü şartlar, halk üzerinde derin izler bıraktı. Bu süreçte ABD, Suriye’deki terörist gruplara ve rejim muhaliflerine kanca attı. Onları silâhlandırdı, lojistik destek sağladı. Hepsi, Suriye’deki varlıklarını bu desteğe borçlular. Halk kendi başının derdinde! Türkiye hamasî nutuklarla oyalanırken, ABD Suriye’de kontrolü ele almış durumda! Türkiye’yi, Suriye ile ilgili yapılan toplantılardan uzak tutuyor.

     Suriye’de işlerin zor olduğu açıktır. Suriye ve İslâm dünyası, bu engelleri aşmak zorundadır. Filistin mücahitlerinin Gazze’de verdiği destanlık mücadeleden ders almalıyız. Birlik ve kararlılıkları sayesinde dünyanın bütün sömürgecilerine karşı meydan okudular. Zafer kazandılar. Bilelim ki, zafer, aynı yöntemi uygulamakla kazanılır.

     Suriyeli kardeşlerimiz, hangi vaatlerde bulunurlarsa bulunsunlar; kesinlikle ABD, İsrail ve Batılılara güvenmemelidirler. Onlar sizin yüzünüze güler, sinsi planlarıyla sizi arkadan hançerlemeye çalışırlar. İslâm âlemi, Suriye’ye her türlü desteği vermelidir. Hele Türkiye! Suriye’nin güvenliği, Türkiye’nin güvenliğidir. Gelinen noktada, Türkiye, Suriye sorununu, kendi sorunu olarak görmeli; etkin bir sorumluluk ve inisiyatif üstlenmelidir.

İNANCINIZA SARILIN

     İSLÂM dünyası, Suriye sorununun çözümünü “mutlaka” kendi içinde aramalıdır. Biz, bir ümmetiz; kardeşler topluluğuyuz. Sorunlarımızı, bizi yok etmek isteyen düşmanlarımızın insafına bırakamayız. İşe nereden başlayacağız? Birbirimizi sevmekten, kardeşliğimizin şuuruna varmaktan! Ortada bir Erbakan Hoca örneğimiz var. Ömrünce İslâm ülkeleri ve Müslüman kardeşleri aleyhinde tek söz etmedi. Onların problemlerini çözmeye çabaladı. Gönlünü sonuna kadar bütün Müslümanlara açtı.

     Bizi yok etmek isteyen güçler, bizi hep ayrı ayrı görmek istiyor. En çok rahatsız oldukları konuların başında “ticaret” geliyor. Çünkü uluslararası ticaret, ülkeleri birbirine yaklaştırıyor. Erbakan Hoca başbakan olduğunda ilk ziyaretçisi Amerika heyeti olmuştu. İran’a gitmemesini, belirli miktardan fazla ticaret yapmamasını istediler. Bugün geçici Suriye Hükûmeti, ABD’nin direktifiyle Türkiye ile gümrükleri yüzde 500’e çıkardı. Tepki çekince de “revize edeceklerini” açıkladılar.

     Haçlı-Siyonist tuzakları görelim. Onların Müslümanları; din, ırk, mezhep ve bölgesel farklılıklar üzerinden İslâm dünyasını “ayrıştırma çalışmaları” hep alışık olduğumuz tuzaklardır. Medeniyet merkezli düşünmeliyiz. “Hepiniz toptan Allah’ın kopmaz ipi İslâm’a sımsıkı sarılınız” (Âl-i İmran, 103) buyruğu gereği, çözümün “birlikte hareket etmekte” olduğunu görmeliyiz.

     “Suriye Suriyelilerindir”, “Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmalıdır” gibi söylemler havada kalmasın! Sömürgecilerle değil, kardeşlerimizle “dost” olacağız. İsrail’le değil; İslâm âlemiyle normalleşeceğiz. Özellikle Türkiye; Suriye’de “en etkin rol” alması gereken bir konumdadır. Türkiye’nin yeri “Müslümanların yanı”dır. Tabiî çözüm budur.