Kamuoyu, yapılan menfi propagandanın da etkisiyle bu soruyu bundan 13 yıl evvel tersinden sormuştu: Suriye ile niçin normalleşmemeliyiz!
O günlerde Esad’ın zalimliği, firavunluğu, Nusayriliği ve daha ne kadar olumsuz sayılabilecek yönü varsa hepsi tekrar edile edile Arap Baharı bahanesiyle Siyonist hedef doğrultusunda Suriye’de gerçekleştirilecek ameliyata destek verilmesinin psikolojik zemini oluşturulmuştu.
Bugün ise “komşuda yangın varken eli kolu bağlı oturamayız” diyen aynı çevrelerin Suriye ile normalleşme konusunda fikri planda şaşırtıcı bir değişim yaşadığına şahitlik ediyoruz.
Elbette kimseyi yargılamak, tahkir etmek ve hatasını yüzüne vurmak bakımından dile getirmiyoruz bunları. İnsandır, hata yapar. Önemli olan hatadan ders çıkarmaktır.
Ama bu değişimin saiklerinin ortaya çıkarılmasının da zaruret olduğunu ifade etmek gerekiyor. Aksi takdirde dün nasıl bir kandırmacanın peşine düşüldü ise bugün de hatadan ders çıkarılmadığı sürece belki daha da tehlikeli hatalara düşülme ihtimalinin güçlü olduğunu söylemek gerekmektedir.
Zira biz bu oyunu daha önce de izlemiştik!
Hatırlayacak olursak, 2007 yılında Ergenekon operasyonları başladığında Türkiye’nin bağırsak temizliği yaptığını zannedenler bu konuda uyarıda bulunulduğunda “Ergenekoncu, “Ergenekon’un dinci ayağı” gibi sözlerle tahkir ve tahfifi tercih ederken aradan yalnızca 5-6 yıl bile geçmeden FETÖ tarafından nasıl tufaya düşürüldüklerini fark ettiler.
Bu süreçte Türkiye’nin yüzleşmesi gereken kontrgerilla oluşumlar ile mücadele yapılmadığı gibi tam aksine iş sulandırılarak adeta bu çevrelerin aklama süreci gerçekleştirilmiş oldu.
Bu yüzden bu soruyu art niyet ile değil, dostane bir şekilde ama aşikârâne sormak gerekiyor.
Suriye ile anlamsız bir gerginliğin içine düşülmesinin hem Suriye hem bizler için ne denli kayıplar ortaya çıkaracağı aşikâr iken ve bu konuda defalarca uyarılar yapılmışken Suriye ile biz niçin dargın hale gelmiştik?
Ve bugün niçin dargınlığı bitirmeye niyet alıyoruz?
Şayet bu kararı bugün ülkemizin milli menfaatleri doğrultusunda ve bölgesel barışın tesisi bakımından “biz” alıyor isek bu sürece destek vermek elbette gereklidir.
Zira gerek Türkiye’nin sınır güvenliği ve göç politikalarının dengeye oturması için gerekse Suriye’de kalıcı barış ve huzurun yeniden tesis edilmesi için bu tür adımlara ihtiyaç bulunmaktadır.
Hatay başta olmak üzere sınır illerimizde demografik dengenin sağlanması için Suriye ile yürütülmesi gereken ciddi süreçlere gereksinim duyulduğu aşikâr.
Suriye’nin kuzeyinde terör oluşumlarının bertaraf edilmesi için iş birliğine ihtiyaç olduğu da aşikâr.
Fakat NATO’nun tazyikiyle, ABD’nin telkinleriyle, Rusya’nın yönlendirmeleriyle bir süreç yürütülecekse bu durum ne Suriye’nin ne de Türkiye’nin işine yarayacaktır.
Olayların başlangıcında “biz”e ait olmayan planlarla hareket edilmesinin neden olduğu yıkım ortada iken en azından çözüm sürecinin “biz” tarafından belirlenmesi gerekiyor.
Bu yüzden net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, şayet normalleşme bir ev ödevi ise uzak durulması mecburidir!
Eğit-donat planlarıyla Türkiye’yi de, Suriye’yi de girdabın içine sokanların “normalleşme” kartı olsa olsa 7 Ekim’den beri Filistin’de tokat üstüne tokat yiyen İsrail işgal rejimini rahatlatmaya dönük “time out/mola” hamlesi olacaktır.
Öte yandan önü arkası bizim tarafından belirlenen bir plan doğrultusunda yürütülecek olası bir normalleşme sürecinde Suriye’nin Türkiye ile ya da Türkiye’nin Suriye ile medya üzerinden haberleşmesi, aracılar kullanarak bir süreç işletmeye çalışması düşülebilecek en büyük hata olacaktır.
Amasız, aracısız bir iletişim hattı kurulmalıdır. Elbette uluslararası ilişkilerde sadece duygular ile hareket edilmemesi gerekir, ancak bölgesel barış tesis edilmesin diye ellerini ovuşturarak bekleyen İsrail işgal rejimine karşı bölge ülkelerinin (Irak, İran, Suriye ve Türkiye) birbirleriyle doğrudan ve samimi ilişkiler kurması zaruret halini almıştır.
Bunlar göz ardı edilerek yürütülecek bir normalleşme iyi niyetli olunsa dahi ancak kaos ve karmaşa getirecektir.