Yıllardır dilimize pelesenk olmuş olan, yazılarımızda ve konuşmalarımızdaki Suriye gene baş gündem. Bizim açımızdan biz durduğumuz yerdeyiz. Haklılığımıza sevinemiyoruz. Sonuçları ve gelinenler bizi haklı çıkarsa da üzüldüğümüz; heba olmuş olan yıllar, tehcir edilmiş olan Suriyeliler, zayıflatılmış, işgal edilmiş Suriye milyonu bulan ölen insanlar. Sınırlarımız farklı da olsa bu ülke, bu coğrafya bu insanlar bizim. Biz de onlarınız. Çünkü biz Müslüman’ız, aynı millet ve medeniyetteniz. Daha da önemlisi insanız. Yöneticiler güdümlü de olsa bu coğrafya, bu insanlar, bu ülke ve bölge bizi doğrudan ilgilendiriyor.

Siyonist İsrail ve Yahudiler bu süreçte en rahat, en saldırgan en acımasız, gaddar bir ülke ve topluluk olduğunu gösterdi. Bu da “Arap Baharı” diye nitelendirilen emperyalizm kasırgası sonrasında oldu. Emperyalizmin planı belliydi. Hiçbir zaman Müslümanlara özgürlük getirecek, önlerini açacak bir girişimde bulunamazdı, bulunmadı da. Kimi krallarını değiştirdi, kimilerini ortadan kaldırdı, kimilerini tam anlamıyla kargaşaya itti. Bölge tam anlamıyla bir kaos yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

Siyonistler Filistin’in tamamını işgal için adım adım ilerliyor. En son Gazze olayı bunun bir sonucu. İşgal ettikleri Golan Tepeleri’nde Trump adına bir kent inşa edildi. Kudüs fiili olarak Başkent ilan edildi. Dünyanın gözü önünde büyük bir soykırım yapıyor.

Yazacaklarımız, daha önce söylediklerimiz olsa bile yeniden anımsamada yarar var. Kaç yıl oluyor bilmiyorum, belki altı, belki de yedi yıl önce 14 Temmuz tarihinde bir yazı yazmıştım. Türkiye, Suriye, Irak ve İran bölgede bir iş birliğiyle emperyalizmin oyununu bozabilirler diye. Belki büyük oyunu bozamayabilirlerdi ama oyuna bir çomak sokabilir, yeniden bir yol tutturulabilirdi. Bunun üzerinden bu kadar zaman geçtikten sonra Türkiye ile Suriye liderlerinin bir araya gelme girişimi elbette ki bizi sevindiriyor. Ne ki iş işten geçtikten, büyük yıkım yaşandıktan sonra. Konuyla ilgili Millî Gazete’deki köşemde yazdığım sayısız yazılardan bir bölümünü Felaketin Eşiği Suriye diye kitaplaştırdık. MGV yayınları arasında çıktı. Bu yazılarımızdan ötürü, arkamızdan, yüzümüze karşı bile Şia, hatta Nusayri ve hatta Eset’çi olduğumuz bile söylendi. Bunları umursamadık, bildiğimiz doğruları anlatmaktan asla vazgeçmedik. Biz durduğumuz yerdeyiz. Filistin dramının bu sonuçlarını görüp yaşadıktan sonra bize söylenenlerin hiçbir önemi olmadığını görüyoruz. Asıl üzünülecek olan insanların bu denli duyarsız, bu denli pişkin ve sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşıyor olmaları. Bu büyük vebalde paylarının olduğunu bile düşünemeyişleri.

Bundan sonra gene değişen bir şey olmayacak bu gibi düşünüş içinde olanlar için. Yeni bir dalga gelince yeniden kapılıp gidecekler. Bunlar artık kanıksanan durumlar.

Bundan sonra neler olacak, emperyalizm kuklalarına nereye kadar izin verecek, kendilerine ne kadar hareket alanı bırakacak bunu görüp yaşayacağız. İrade kendi elinizde değilse, siz bir medeniyet düşüncesi bilinci içinde olmadıkça sonuçlar küçük ayrıntılarda kalacak gibi görünüyor.

Elbette bu adımı, bu girişimi önemsiyoruz, hiç yoktan iyidir. En azından birbirine karşı nefret ile dolmuş ve doldurulmuş kesimlerin yakınlaşmasına neden olacak. Bunu bir başlangıç olarak görüyoruz. Arap kardeşlerimiz yurtlarına dönerler, evlerine barklarına kavuşurlar.

Irkçılığın ve Arap nefretinin zirve yaptığı şu zamanda belki bir hafifleme olur. Irkçıların ve ulusalcıların emperyalizm diye bir dertleri yok. Var gibi görünüyorsa kendilerine göre sınırlı bir tanımlaması olacak gene de. Irkçılık nefrette sınır tanımıyor. Şu Arap nefreti başladığından beri Kürtlere karşı olan saldırganlık kısmen unutulmuş ya da bir kenara bırakılmış gibiydi. Irkçılar için doğa boşluk kaldırmayacağı için yeniden Kürt nefreti veya başkaları artabilir. Emperyalizm, oyununu ustaca oynuyor, bir yerde bir biçimde yeni bir dalga başlatabilir. Kim ne olup bittiğini anlayamaz ve yeni bir saldırı alanı yeniden oluşur. Bunlara yabancı değiliz. Yeter ki bu millet birbirine düşürülsün ve kırdırılsın.