Sarık deyip küçümsememeli, cübbe deyip geçmemeli.

Onların o kadar çok çeşitleri var ki. Sarıkların örttükleri kafalara göre, cübbelerin içinde sakladıkları bedenlere göre çok çeşitleri var. Kimi sarıkların örttüğü kafaların bedenleri yok, kimi cübbelerin sakladığı bedenlerin kafası yok.

Kimi sarıklar örttüğü kafaları, kimi cübbeler de sakladığı bedenleri cennet yoluna doğru döndürür.

Kimi sarıklar ve cübbeler ise içindekileri ateşe doğru sürükler.

Öyle sarıklar ve cübbeler var ki, içinde örttükleri ahlak ve fazilet timsali kişiler, insanların kurtuluşu ve toplumların ıslahı için gece gündüz mesai harcar. İnsan yetiştirir. Nefis ıslahı için çalışır. İbadetleri diri tutar, hep cihadı tavsiye eder. Hakk’ın hâkimiyeti ve batılın zailiyeti için çalışır. Sözlerini dinleyen insanları evlerinin bir köşesine veya ibadethanelerin kuytu bir yerine hapsedip tecrit etmez. Toplum içine çıkmalarını, herkese örnek olup, faydalı olmaya çalışmalarını öğütler. Maddeye tamah edip prensiplerini esnetmeyi kabul etmezler. Bu şanslı sarık ve cübbeler içindeki şahısları cennet yoluna doğru döndürerek kurtulmaları için çabalar.

Bazı sarık ve cübbeler kaba, cahil ve ham sofuları örterler. İçindekiler neyin ne olduğunu bilmeden, “benlerini” öne çıkararak, peşinden sürükleyeceği kişilerin sayısı ve maddi durumları ile meşgul olurlar. Sultan sofralarını fırsat olarak değerlendirirler. Sultanın ve adamlarının himmetlerine medyunu şükran içindedirler. Saraylardan atılan ekmek kırıntılarını kapmak için ne gerekiyorsa onları yaparlar. Peşine düşenlere, kendinin bile mazhar olamayacağı “âli” dereceler kazandıracağını vadederler. Tevazu yerine tekebbürü esas alırlar. Gününe ve zamanına göre post kavgası verebilirler. Bazen bu sarık ve cübbelerin de bu içindeki beden ve başları ıslah edebildiği görülse de ekserisini ateşin yoluna doğru sürüklerler. Bunların eninde sonunda ateşe sürüklenmesini o sarık ve cübbeler de önleyemez.

Bazı sarık ve cübbeler de dinimizin ve devletimizin ifsadı için CIA ve MOSSAD türü düşman istihbarat örgütlerinin görevlendirdiği kişileri örter. Bunlar en tehlikeli olan ifsatçılardır. Dinimizin ılımlılaştırılması için çaba sarf ederler. Ahkam-ı Şeriyye’de güncelleme yapılmasını savunurlar. “Üç Semavi Din” tabirini esneterek “Gazaba uğramışları” ve “Sapıtmış olanları” meşrulaştırma derdindedirler. Gece gündüz mezhep kışkırtıcılığı yaparlar. Katil ABD ve İsrail’in yaptığı zulümleri görmezden gelirler. Yeri geldiğinde onlara methiye bile düzerler. Hakk’ın hâkimiyeti için çalışanlara ve cihad derdi olanlara olmadık iftiraları ve karalamaları yapmaktan geri durmazlar. Kendilerine körü körüne bağlanmış olanları kaz yolar gibi yolup “Karun hayatı” yaşarlar. Müntesiplerini kendine bağlamak için “Sırat köprüsünden geçme garantisi” veya “Tevbeleri kabul etme” yahut “kabir azabından kurtarma garantisi” ve benzeri şirk kokan söylemleri kullanmaktan çekinmezler. Seçim zamanlarında hükmettikleri oy depolarını ıslah yönüne değil, ifsat yönüne kanalize ederler. Devlet kadrolarını ele geçirmek için çok sinsi faaliyetler içine girerler. Devlet kademelerindeki yetkilileri kendine bağlamak için ne gerekirse yapmaktan çekinmezler. Kendilerini “mehdi” ilan edebilirler. Yeteri kadar makamı elde ettiklerine kanaat getirirlerse “darbe yapmak” için harekete geçerler, kardeş katliamı bile yaparlar. Hatta kendi yandaşlarını bile öldürtmekten asla çekinmezler.

Hakk’ın hâkimiyeti için çalışanlar bunlara karşı zamanında tedbir almazlarsa bu dikenler bu dağları istila ederler.

Sarıklar cübbeler.

Nice kafaları örterler!

Nice bedenleri saklarlar!

Kimilerini cennet yoluna, kimilerini de ateş yoluna sevk ederler.

 DİKEN

 Bana ne” gölgesinde kalmış,

Dünün küçük diken budağı;

Büyümüş, serpilmiş, gelişmiş,

Bugün teslim almış bu dağı...

 

Ekrem Şama