Medyada görevden alınan Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan hakkında her gün yeni bir haber yer alıyor.
Ve Pekcan’a yönelik bir dizi suçlama yapılıyor.
Bu suçlamalar gerçekleri ne kadar yansıtıyor, bilemiyoruz.
Ancak bir husus özellikle dikkatimizi çekiyor.
Bu suçlamalarla ilgili olarak görevden alınan bakan Ruhsar Pekcan’dan hiçbir açıklama gelmiyor.
Ne “ben böyle bir şey yapmadım” diyor.
Ne de “yaptım özür dilerim” diyor.
Tamam, kendisine yöneltilen suçlamaları açıkça kabullenmiyor ama sükût ikrar değil miydi?
Atalarımız, “Sükût ikrardandır” dediklerine göre elbet bir bildikleri vardır!
Sahi, görevden alınan bakan Ruhsar Pekcan’ın kendine yönelik suçlamalar karşısındaki sessizliği nasıl okunmalıdır?
Mesela, “Bakan suçlamaları ciddiye almıyor, rüzgâr kayadan ne alır eser eser ama estiğiyle kalır diyor” denilebilir mi?
Sanırız olaya böyle yaklaşmak pek mümkün olamaz!
Zira olay böyle basite indirilebilecek gibi değil.
Suçlamalar karşısında görevden alınan bakan Ruhsar Pekcan’ın sessizliği kadar iktidardan da kayda değer bir açıklama gelmiyor.
Mesela, “Görevden alınan bakanımıza yönelik bu suçlamaların aslı astarı yoktur” denilmiyor.
Tıpkı “bu sıradan bir nöbet değişikliği” denilmediği gibi!
Yani görevden alınan bakan da sükût ediyor iktidar sözcüleri de sükût ediyor.
İçişleri Bakanı Soylu’nun çıkışı da olmasa iktidar sözcüleri bu konuda hiçbir şey söylememiş olacaklar.
İçişleri Bakanı Soylu öteki iddialara hiç değinmeden evinin restore masrafı ile ilgili suçlamaya karşı çıkıyor ve “onarımı yapılan” evin görevden alınan bakanın “kendi evi” olmadığını hatırlatıyor.
Evet, görevden alınan bir bakan hakkında medyada bir dizi iddia yer alıyor.
Ve bu iddialar karşısında ne görevden alınan bakandan ne de görevden alanlardan bir açıklama gelmiyor.
Sanki hiçbir şey yokmuşçasına, hiçbir şey olmamış gibi yola devam ediliyor.
Belki de “kol kırılır yen içinde kalır” diye düşünülüyor.
Ama asla unutulmamalıdır ki “yen içinde bırakılan kırık kol” giderek kangrene dönüşür. Kangrenle karşı karşıya kalınca yapılacak tek iş kolu kesip kurtulmaktır. Belki şimdi yapılan da budur, kim bilir!