Hayatın sıradanlaşmasıyla insanların sözlü davranışları, sosyal medyadaki atışmaları, birbirlerine laf yetiştirmeleri, başkaları üzerinden polemikler oluşturması insanın içinde bulunduğu hâli gösterir. Sıradanlık, boşa kürek çekme, avare gezinme hemen hepsi zaman ve söz israfından başka bir şey değildir.

Siyasal dil kirliliği, en alt katmandaki, kendilerine söz düşmeyen, söylediklerinin ancak birkaç kişiyle sınırlı kalacağı bir başıboşluk. Tepedekilerin atışmalarının düzeysizlikleri yeterince yorucu ve yıpratıcı. Bu alt kattakileri de doğrudan ilgilendiriyor. Aynı saldırgan dil ile sağa sola saldırıyorlar. Kendileri zekâ oyunu yaptığını sanarak beylik laflar ediyorlar. Hakaret ediyor, aklınca akıl veriyor, ya da yeriyor. Yapılan yorumlarda da birbirlerinin hoşuna gidecek eklemelerde bulunuyorlar.

Zaman hızlı akıyor. Bir süre sonra bu yapılanları sosyal medyanın “gayya”sında yitip gidecekleri kesin. Bir de olur olmaz insanların haklarına giriliyor. Siyasal kirli dil hayatın bütününe egemen olunca düşünen insanların zihin çabaları, eserleri, yapıp edecekleri çabaları boşlukta kalıyor. Çünkü sıradanlık hayata egemen. Bir furya gibi söz kalabalıkları ortamı kasıp kavuruyor.

Şu KPSS sorunundaki Yedi İklim isim benzerliği ve karışıklığı yüzünden, kes yapıştır yöntemiyle yalan, yanlış ve iftira dolu kampanyadan biz de yeterince payımızı aldık. Bizimle ilgili olmayan şeyler bize mal edildiği gibi süreçte yaşanan iftiraların ve hatta saldırganlıkların sayısını kestiremiyoruz. Haber sitelerinde bile bu konu hiç araştırılmadan aleyhimize bir iftiraya dönüştürüldü. Sevenlerimizin telâşı, üzüntüleri de cabası.

Kendimizle ilgili örnek vermekten hazzetmeyiz. Ancak yaşanan bir durumun ne denli büyük bir saldırıya dönüştüğünün somut bir örneği.

Her insan bir siyasal partiye mensup, sevdikleri veya liderleri olabilir, gönülden bağlılıklarına da bir şey denemez. Tercihler bireyseldir kendilerini bağlar.

Siyasal körlüklerden göz göre göre insanlara iftira edilmesi, olmadığı halde kimi durumların kendisine mal edilmesi düşüncesi artık öyle boyutlardaki kimin doğru söylediği bile anlaşılamıyor.

İnsanın hayatında çok arzuladığı ama yapamadığı çok şey var. Temel Karamollaoğlu Bey’in bir insanın Müslüman olmasına vesile olmasına bile tahammül edilemiyor. Bir müminin bir mümine iftirasından daha ağır ne olabilir ki. Körlük insanların duyargalarını köreltiyor, merhametlerini yok ediyor, insanlara iftira etmekten haz alınıyor. Yerli yersiz saldırılıyor.

Söz kıymetlidir. Söylenmemiş sözler kişide kaldığı sürece belki anlamsızdır ama hayırlı olmadan çıkan sözler kişinin kendisine zarar veriyor. Ağızdan çıkan ve savrulan sözler, yazıya dönüşünce bunlar kalıcı oluyor. Onlar insanların olumsuzluk hanesine kayda geçiyor. Eyleme geçen sözlerin geri dönüşü yoktur. Bir insanın durduk yerde ah’ını almak kadar zor bir durum olmasa gerek.

Ortamda ah’lar öylesine derinden, öylesine çok ki, bunlardan nasıl kurtulunacak. Muhatabı olmadığı hâlde sosyal medya üzerinden olan saldırılara maruz kalanlar süreliğine üzülecek ve kırılacaklar. Ancak söyleyenler, iftira edenler, insanların haklarına girdiklerinden onlardan ne zaman ve nerede helallik dileyecekler. Onlar ah’larıyla mezara gidecek ve onun karşılığını orada göreceklerdir.

Meydanlar boş, savurmak ve saldırmak kolay. Söylenenlerin kendileri için bir yararı olmayacağı da kesin. Ye sonrası? Asıl sorulması gerekenler bunlar.

Anlamlı sözler hayır ile söylenenlerdir, karşılıkları hayrı, iyilikleri, güzellikleri ifade eden, insanların gönüllerini alan, kırmayan ve üzmeyenlerdir. Sözler insanın güzel incileridir. Bunları güzelliklerle donandıranlar ve ifade edenler hayırla anılırlar.

Hayırlı ve güzel eylemlerde bulunmak daha başka güzel ne olabilir ki.