Bir kültürün oluşumunda güzel ve iyi unsurların bir arada bulunması onu hem güçlendirir hem de bir gelecek oluşturur. Bir medeniyetin bu düzlemde değerlendirilmesi, yaşanması bir toplumu güçlendirir. Gelecekteki durumunu belirler.
Düşünce geleneğimizdeki fütüvvet anlayışının, eserlerin hemen tamamının ortak özelliği olumluluk oluşturan unsurlar üzerine olmasıdır. Bunlar: “İyi huylardır. Nefisle mücadele etmek, Tanrı buyruklarını tutmak, âdeta kendisini halka vakfedip herkese iyilikte bulunmak, bilhassa cömert olmak, konuk sevmek, din ve mezhep farkı gözetmeksizin bütün insanlara sevgi beslemek, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak ve herkesi bir görüp kendisini herkesten aşağı tutmak.” (Gölpınarlı, agm. s. 26.) Buradan hayata bakılınca nasıl da olumlu olana götürdüğü görülür. Bu medeniyet düşüncesinin çeşitli yol ve yöntemleri var. Hepsi birbirini tamamlayan ve açımlayan özelliklere sahiptirler. Birbirine aykırı gibi görünenlerde bile dikkatle bakıldığında farklı açılımlarının, farklı üslup ve tarzların olmasındandır. Müfessirlerin Kur’an’a bakışları ve yorumlayışları da böyle bir zenginlik oluşturur.
Müslümanlar kendilerinin dışında bulunan medeniyetleri, kültürel oluşları ve iyi olanları alır, kendine ait kılar ve dönüştürür. Batı Hıristiyan düşüncesinin asıl sorunu Müslümanlara ve İslâm’a ait olan asıl güzellikleri ve hayırlı olanı almaktan kaçınmışlardır. Müslümanlar da Batı düşüncesine yöneldikten sonra o düşünceyi içselleştirmesiyle kendi değerlerinden uzaklaşmışlardır.
Yukarıda alıntıladığımız güzellikler dizgesinin ne denli önemli olduğu ortadadır. Bugün, birçok konuda yaşanmakta olanlar karşısında hem şaşkınlık hem de çaresizlik içinde olunduğu görülmektedir. Ahlâkî değerlerin yitimi, ilkelerden bütünüyle uzaklaşış sorunu önü alınamaz boyutlardır. Yaşanmakta olanlar karşısında yakınılmakta sorunları giderici bir yol arayışında da bulunulmamakta.
Fütüvvet geleneği bir toplumun özünü oluşturan, ticaret, çarşı kültürü, buna bağlı olan dayanışma hemen hemen bütüne dönük etkisi yadsınamaz. Bir çarşı, bir kasaba, bir kent kendi kendine yeter durumda olur. İslâm medeniyetinin önemli bir unsuru olun bu yapının taşıdığı ruh, sadece dönemleri için değil bütün zamanlar için geçerli örnek hususlardır.
Cumhuriyet ideolojisi bu temel değerlerden uzaklaşınca kapitalizm ile komünizm arasında bocalamış, dalgalar hâlinde bir o yana bir bu yana yalpalamış sonuçta liberalizm ve kapitalizme teslim olmuştur. Kapitalizmin acımasız ruhu çarşı kültürünü, kasaba ve kent ruhunu ortadan kaldırmış, esnaf ve çarşı kültürünü öldürmüştür. Bunu ilk fark edenlerden biri Memduh Şevket Esendal’dır. CHP Genel Sekreteri olduğunda etrafında oluşturduğu gençleri Ankara çevresindeki il ve kasabalara göndermiş, fütüvvetin önemli bir unsuru olan lonca sistemini yeniden inşaya girişmiştir. Ancak bu hamlenin önüne geçilmiş Memduh Şevket görevden alınmıştır.
İnsanın kendisiyle sınanması, kendisini denetim altında tutması ve bunun bir kendindenlik oluşturması bu tür hayatın bir özüdür. Gündelik hayatında hemen her eyleminin, adımının hem kendisi hem de bulunduğu toplum için özgün bir yaşama biçimidir.
İnsanların kendilerini düşündükleri kadar çevrelerinde bulunan insanları önemsemeleri ve hatta kendilerinden de öncelemeleri büyük bir düşüncenin yansımasıdır. Böylesi bir durumda insanın kendi kendisiyle mücadelesi anlamına gelir. Çünkü insan tekinin nefsi hep kendinden yana ister, çabası da bunun içindir. Ancak, kendi dışına taşması, yardım duygusunun ağır basması erdemli bir davranıştır. Bunu önceleyen İslâm düşüncesinin ruhu fütüvvet gibi bir oluşta karşılık bulur.
İnsanı gözetmek, insanı öncelemek asıldır. İnsan, din, kültür, akraba ve çevre bunlar birbirinin devamıdırlar. Bir anlamda ben ötesi bir duygudur. İslâm’ın yayılmasının, insanlıkta karşılık bulmasının asıl nedeni de budur. Somut fetihlerden önce manevi fetihlerde bulunulmuştur.