Şovmen deyince akla ilk gelen, belirli mekânlarda para karşılığı halkı güldürenlerdir.

Benim kastettiğim bunlar değil.

Her mesleğin gösteri hastası vardır.

İşini yapmaz ama vitrine oynar.

Sağda da solda da bazı avukatlar vardır, aldıkları davayı başarıyla sonuçlandırmaktan daha fazla bu olayla adlarını daha fazla meşhur etme yolunu ararlar.

Başarılı da olurlar.

Haklı davalarını da kaybederler ama işsiz kalmazlar.

Onlar, hâkim ve savcılara sataşmakla ün yaparlar.

Hatta mahkemede savcıyı bir tokatla yere indiren bir avukatı anlattı 12 Eylül sanıklarından biri bana.

Ne biçim savundu beee dedirtirler.

Zaten fazla çene çalanların ellerinin iş yapmadığı herkes tarafından bilinir.

Çenen çalışacağına elin çalışsın denir.

12 Mart, 12 Eylül darbe günlerinde solu askerlerin üzerine salan, kendileri de solcuları savunan avukatların birçoğu davalarını kazanamadılar ama adlarını duymadık adam kalmadı.

Aynı dönemde aldığı davayı başarıyla savunan ve sonuca da ulaşan avukatların isimleri hâlâ bilinmez ama işleri iyidir.

Sessiz sedasız işinin bitirilmesini isteyenler onları bilirler ve bulurlar.

1974 yılında Ecevit-Erbakan hükümeti kurulduğunda merhum Erbakan, imamların maaşlarında o güne kadar görülmedik artış sağlamıştı.

Köydeki bir imam, köyün öğretmeninin maaşının yarısı kadar maaş alırken birden öğretmenden fazla alır hale gelmişti.

İyi niyetli solcular bir araya gelirler ve bu durumun düzeltilmesi, öğretmenlerin de maaşlarının artırılması için bir formül bulunması için yetkilinin yanına giderler.

O yetkili: Ortanın solu hareketinde bizim en büyük destekçimiz öğretmenlerdir. Maaşlarını artırırsak kapitalistleşirler diyerek isteklerini reddeder.

Deniz Gezmiş in avukatıyla Askeri Savcı Baki Tuğ, bir televizyonda tartışırken Baki Tuğ: Deniz Gezmiş i astıran sensin dedi ve gerekçesini de söyledi.

Deniz Gezmiş e asılmayacakları konusunda avukatlarının garanti verdiklerini, onun için savunma değil saldırı yapmaları gerektiğini, yapmadıkları şeyleri bile yapmış gibi anlattıklarını, yapmadıklarının dahi kahramanlığını yaptıklarını ifade eden konuşmalara teşvik ettikleri anlamında konuşma yapmıştı.

Silivri duruşmaları devam ederken tutukluları uyarma açısından bir hikâye de anlatmıştım:

Avukatın oğlu da avukat olmuş.

Oğul, yaşlı babanın bürosunu idare etmeye başlamış.

Bir akşam evde büro hakkında rapor verirken havalı bir şekilde, `Baba, senin on yıldır sürdürdüğün filan davayı sonlandırdım deyince babası, Oğlum, her davayı böyle çabuk sonlandırırsan sen ne yiyip içeceksin dediğini anlatmıştım.

MAHMUT TOPTAŞ