Doğan Cüceloğlu İnsan Davranışı adlı kitabında
sorumluluğun dağılımı nı şöyle açıklar:
Orta yaşlı bir erkek sokakta yürürken birden
göğsünü tutup, sendeleyip, yere yıkılırsa ortada yardım edilmesi gereken bir
durum var demektir. Bu durumda o adamın çevresinde yalnız siz varsanız yardım
etme olasılığınız yüksek olur. Sokaktaki kişilerin sayısı arttıkça yardım etme
eğiliminiz de azalır. Büyük şehirde kalabalık bir caddede göğsünü tutarak yere
yığılan bir adama çok sayıda kişi merakla bakar ve büyük bir olasılıkla
yürümelerine devam ederler. Bu örneklerde gözlenen faktöre sorumluluğun
dağılımı adını veriyoruz. Yardımı gerektiren durumda kişi sayısı ne kadar az
ise sorumluluk o kadar odaklaşır, kişi sayısı arttıkça sorumluluk dağılır (İnsan
Davranışı, Remzi Kitabevi,1997, 7 baskı, s, 552)
Yukarıda ifade edilen, sorumluluğun dağılımı
hayatın içinde bizatihi yaşadığımız ya da şahit olduğumuz insan tutumunu ifade
etmektedir. Yardıma ihtiyaç duyan kişiye, en yakında bulunan kimselerden biri
yardımcı olur ve ihtiyacı olan desteği ona ulaştırır. Bir kişinin bu görevi
yerine getirmesi ile sorumluluk bizim üzerimizden kalkar. Fakat bunu fırsat
bilip en temel meselelerde dahi bana ne deme şansına sahip değiliz. Zira
ihtiyaç sahibinin imdadına koşan kişi bundan ne kadar sorumlu ise biz de aynı minvalde
sorumluyuz.
Muhtaçlara, darda kalmışlara, maddi ya da
manevi sıkıntılara duçar olmuş kimselere yardımcı olmak, sosyal bir sorumluluk
olmasının ötesinde dinimizin bizlere yüklediği bir görevdir. Müslüman, yardıma
muhtaç birini gördüğünde, ortamda sadece kendisi varmış gibi hareket edip
iyilikte yarışmalıdır. Fakat örnekte de olduğu gibi, birisi kendisinden önce
davranmışsa bu sorumluluk diğerlerinin üzerinden kalkar.
Yardımlaşma kavramına yüklenen anlam birey ve
toplumun kültürünü de ortaya koymaktadır İslam inancına mensup doğulu
toplumlarda yardımlaşma duygusu daha baskın olurken, aklı ve bilimi kutsayan
Batılı toplumlarda bireysel yaklaşım ve kendini önceleme ön plandadır. İslami
kokunun sindiği topraklarımızda, öyle insanlar görmekteyiz ki onlar aşınmaya
karşı bir kale gibi dimdik durmaktalar. Zaten bu toplumu ayakta tutan da bu
insanların dua ve samimiyetleridir.