Geçtiğimiz hafta Siyonistlerin İsrail’den göçü durduramadığına ilişkin verileri paylaşmış ve bu hafta bunun sebeplerini irdeleyerek devam edeceğimizi söylemiştik.
Bu noktada 2025 yılının Ekim ayında Kudüs’te düzenlenen 39. Dünya Siyonist Kongresi, dünya kamuoyuna verdiği güçlü devlet imajına rağmen işgal rejiminin içeride ne denli büyük bir çıkmaza girdiğini göstermesi bakımından oldukça iyi bir örnek olarak kabul edilebilir.
Zira Siyonist rejim, en güçlü olduğu dönem izlenimini verirken kendi içinde hiç olmadığı kadar ciddi tehditlerle de yüzleşmek durumunda kalmaktadır.
Esasında gerçek olan ve gerçekleşmesi kesin olan husus da zaten budur. “… sen onları birlik içinde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır…” (Haşr, 14) uyarısında da belirtildiği şekliyle, batıl elbette zail olacak olandır.
Siyonistlerin görece üstün gibi görünmeleri, kendi güçlerinden değil karşılarındaki mazlum ve mağdur çoğunluğun beklenen iradeyi henüz ortaya koyamamasından kaynaklanmaktadır. İrade ortaya çıktığında Siyonistlerin kâğıttan kaplan olduğu tüm yönleriyle ifşa olacaktır.
Bu bağlamda, 39. Dünya Siyonist Kongresi, Siyonistlerin kendi içinde birlik olmaktan oldukça uzak olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Buna yönelik Kongre sırasında yaşanan bazı önemli tartışmaları ve alınan kararları ifade etmemiz, konunun daha iyi anlaşılmasına katkı sunacaktır.
İlk olarak; örgütün finansal kaynaklarının kullanımı Kongre’de ciddi tartışmalara neden olmuş, yapılan oylama Netanyahu hükümetinin aleyhine karar ile sonuçlanmıştır. Örgütün mali kaynaklarının Gazze’de yeni yerleşim yerlerinin kurulmasında kullanılmasını engellemek isteyen liberal Siyonistlerin verdiği önerge 242 karşı oya rağmen 300 oyla kabul edilmiş oldu. Liberaller örgütün parasının Gazze çevresinde ve Kuzey bölgede yaşayan işgalcilerin rehabilitasyonunda ve yeniden yapılanmada kullanılmasını istiyordu. Diğer bir ifadeyle sağ kanat Siyonistler işgali artırmayı isterken, liberaller ise en azından eldekini tutmaya odaklanıyordu. 11 no’lu karar ile açıklanan sonuç, her ne kadar Netanyahu hükümeti saklamaya çalışsa da, içerideki travmanın boyutunu ortaya koymuş oldu.
Kongre’nin ikinci tartışma çıkartan konusu Batı Şeria’daki yerleşim politikaları oldu. Kongre’deki ideolojik sürtüşmeyi gözler önüne seren bu konuda da Siyonist hükümetin Batı Şeria’da E1 bölgesinde yeni yerleşim yerleri açma politikasına karşı önerge verildi. Önergenin oylanmasını engellemek isteyen sağ ve ultra Ortodoks bloklar salonu toplu halde terk ederek oylama için gerekli çoğunluğun sağlanamaması için uğraş verdi. Ancak sonuçta Kongre’nin 39’a karşı 219 oyla açıkladığı 1 no’lu karar “E1 yerleşiminin kurulmasının durdurulması” olarak duyuruldu.
7 Ekim Aksa Tufanı ile ilgili Devlet Soruşturma Komisyonu’nun kurulması önergesi de tartışmalara kaynaklık eden bir başka konu oldu. Netanyahu hükümetini zora düşüren bu önerge, 216 karşı oya rağmen 321 oy ile kabul edildi.
Son olarak, 28-30 Ekim 2025 tarihleri arasında üç gün olarak planlanan Kongre’nin son günü programları, yoğun tartışmalar ve yüz binlerce kişinin katıldığı protestolar nedeniyle iptal edilmek zorunda kaldı.
Yüz binlerce ultra-Ortodoks Siyonist, hükümetin çıkarmaya çalıştığı zorunlu askerlik yasası ile ilgili geniş çaplı bir protesto düzenleyerek Kongre’nin son günü programlarının iptal edilmesine yol açtı.
Çok sayıda Kongre delegesi Siyonist’in de destek verdiği bu protestolar, Siyonistlerin kendi içlerinde yaşadığı çözülmelerin ve bölünmelerin sembolü olarak kayıtlara geçmiş oldu.
Hülasa, kendilerinin düzenlediği 39. Dünya Siyonist Kongresi, Siyonistlerin dağınıklığını kendi elleriyle ispat eden niteliğiyle dünya kamuoyuna önemli mesajlar vermiş oldu.
Elbette anti Siyonist çevrelerce bu mesajların doğru anlaşılması gerekmektedir. Alınan kararlar ne olursa olsun mevcut Siyonist işgalin, tıpkı E1 projesinde olduğu gibi, bildiğini okumaya devam edeceği ve diaspora ile gerilimin kopuş değil yapısal nitelikte olduğu aşikârdır. Buna göre de medyada, akademide, siyasette, sanatta vs. adeta gardın düşürülmemesi, mücadelenin artarak devam ettirilmesi elzemdir.
Bununla birlikte, diaspora ile İsrail’deki Siyonistler arasında var olan ideolojik sürtüşmenin derinleştiğinin görülmesi de gerekmektedir.
Görülmektedir ki, iç siyasi ve dini bölünmeler Siyonist işgalin önündeki en büyük çıkmazdır. Her ne kadar 100. yıla ulaşma hedefine atıfla 39. Siyonist Kongre’de 2048 vurgusu yapmış olsalar da dağınıklık öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki; büyük protestolar nedeniyle kongre finalini dahi iptal etmek durumunda kalmaktadırlar.
Bu dağınıklık, işgal rejiminin yaşadığı toplumsal travma halinin ana sebebidir. İşte bu yüzdendir ki, Netanyahu hükümeti, işgal politikasını derinleştirdiği halde yüz binlerce işgalci ülkeyi tamamen terk etme telaşına düşmekte ve bu telaşıyla aslında Siyonist emellerin boşa düşeceğini ispat etmektedir.