John Steinbeck, sosyalizmin ABD de yer edemeyişini çok

yerinde bir tespitle açıklar: Sosyalizm Amerika da kök salamadı, çünkü oradaki

yoksullar kendilerini sömürülen proletarya olarak değil, geçici olarak

sıkıntıdaki milyonerler olarak görüyor.

Bu halet-i ruhiyyeyi aklımızın bir köşesine nakşederek,

Müslüman bir toplumun yaşadığı neoliberal dönüşüme dair bir şeyler de söyleyebiliriz.

Türkiye gibi Osmanlı dan tevarüs eden bir sosyo-ekonomik ve kültürel iklime

sahip bir ülkenin, nasıl olup da küçük Amerika veya neoliberalliğe özenen

Doğulu olmasına daha rahat kafa yorma imkanı verebilir bu çıkış noktası.

Son dönemlerin finans piyasaları öncelikli ekonomik

anlayışından sitem edip, reel ekonomiyi, çalışanı, üreten, dar gelirliyi,

işçiyi, memuru göz önüne almayanlara kızıyoruz. Ancak öte yandan da bu

zikredilen kesimlerin nasıl olup da kendilerini kaale almayan bu ekonomik

anlayışa tepki vermediklerini çözmeye çalışıyoruz. Aslına bakılırsa, aynı

sıkıntı küresel ekonomik nizama entegre tüm toplumlarda yaşanıyor. Kitlelerin

önüne koyan birtakım hayaller ve illüzyonlar, aldatıcı olduğu kadar uyuşturma

görevi de görüyor toplumu. Yoksa, borsanın artmasına sevinen asgari ücretlinin

açıklaması olabilir mi

1980 deki 24 Ocak Kararlarıyla beraber neoliberal

politikaların ve açıkça kapitalizmin ağına düşürülen Türkiye, geçen on yıllarda

ekonomik değişim kadar toplumsal bir değişim de yaşadı. Ekonomik yapının

küresel nizama uyarlanması bir altyapı işi gibi görülürse, toplumun ve

zihinlerin bu entegrasyona hazır hale getirilmesi bu işin gerçek amacı oldu.

Steinbeck in sosyalizmin yer edememesi olarak düşündüğü

gerçeklik, bizde de kapitalizmin ve neoliberal politikaların yerleşmesi

bakımından hayat buldu. Zihinsel dönüşüm, birkaç on yılı buldu ama gerçekleşti.

Aza kanaat etmek yerini hep daha fazlasını istemeye bıraktı. amaç uğruna

her yol mübah sayıldı, komşusu siftah yapmayan esnaf bunu kendine dert etmez

oldu. Tersine, daha fazla büyümek için başkalarını yutmayı kendine hak görmeye

başladı. Hatır bilmek yerine iş bilmek önemsenir oldu. Benmerkezcilik mütevaziliğe ,

köşe dönmecilik emeğiyle kazanmaya galip geldi. Toplumun ahlaki ve sosyal

kodları, entegre olunmak istenen sisteme göre yeniden şekillendi ve ortaya bir

hilkat garibesi, bir ucube, bir heyüla çıktı.

Cicili biçili bir plazada, şık kostümlerle, elde kahve

bardaklarıyla çalışanlar, sistemin devamlı çalışan ve evle iş arasında mekik

dokuyan köleleri olduklarını unutup küçük kapitalistler addettiler

kendilerini. Veyahut, krediye ve kredi kartına güvenerek gelirinin çok çok

üstünde harcamalar yapan, lükse batan borçlu vatandaşlar, kendilerinin

sistemin kurbanı olduğunu görmeyip, aynı Steinbeck in tasvirindeki gibi

sömürülen olmayı içlerine sindiremediler.

Halbuki bu acımasız, zalim sömürü düzeni, sizin içinize

sindirip sindirmediğinizi dikkate almadan sizin üzerinizden kazanç sağlıyor.

Sizi fazla mesaiye bırakıyor, hababam çalışan kölelere dönüştürüyor, borç

yüküne mahkum ediyor. Ancak bir kritik hamlesi var ki; o da milyonlarca,

milyarlarca insanın önüne hayaller koyuyor ve öykünmelerini, kıskanmalarını

sağlıyor. Siz de köşeyi dönebilirsiniz diyor, hayallerinize ulaşabilirsiniz

diyor ve milyonda bir başarı(!) hikayeleriyle, pırıltılı numunelerle sürekli

olmayacak hayalleri kitlelerin önünde tutuyor. Ucuna peynir bağlı çubuğu sürekli

uzaklaştırıyor ve peşinden koşarak umudunuzu diri tutmanızı, kendinizi geçici

sıkıntıdaki milyoner olarak görmenizi sağlıyor.

Değerlerini, inançlarını, insanlık erdemlerini bir kenara

bırakıp hadsiz hudutsuz bir kalkınma , büyüme amacını ön plana alınca,

toplumun gidip geldiği de harca-kazan-öde fasit dairesi oluyor. Hiçbir

ideali, amacı, ülküsü olmayan insanların tatmin aracı olarak harcamayı,

tüketmeyi görmesi ve tükettikçe de zengin hissetmesi, gerçek durumu olan

köleliği görmesini engelliyor.

Sömürülenler, kendilerini müstakbel sömüren olarak

hayal ettikçe de bu pis döngü devam etmeye mecbur görünüyor.