Müslümanlarla gayri Müslimler arasında küresel ilişkiyi
üç kalıpta ele almak mümkündür. İslam ın ve adaletinin hakim olduğu ve
değerlerinin küreselleştiği bir dünya düzeni. İslam ın hakim olduğu ve İslam
barışının dünyayı kanatları altına aldığı bir sistem. Dünya için ideal olan
ortam budur. Müslümanların İslamı yaşama ve yaşatma azmine ve ehliyetine haiz
olmaları halinde bu düzen hayal değil. Birinci nesil veya İslam kuşağı Bizans
ve Sasanileri önüne katarak bu sistemi gerçekleştirmiştir. Hadisler ve ayetler
(tefsirler) bunun ahir zamanda bir kez daha gerçekleşeceğini ortaya koyuyorlar.
İslâmî Düşünce Enstitüsü nün Danışmanı olan merhum Sudanlı Muhammed Ebu l Kasım
Hac Muhammed in 1979 yani hicri 1400 yılında yazmış olduğu ve uzun bir tefekkür
ve araştırma döneminin mahsulü olan İslâm ın İkinci Küreselleşmesi
(Alemiyyetü l İslâm es Saniye) ve benzeri kitaplar yaklaşmakta olan döneme
işaret ediyorlar. Yeni dönemin ayak seslerini oluşturuyorlar. Bu da İslam
düşmanlarını teyakkuza sevk ediyor. Müslümanlarla gayri Müslimler arasında
ikinci boyuttaki ilişki düzeyi ise tedafü düzenidir. Güçler dengesi ve bu denge
içinde Müslümanların ve diğer din mensuplarının da rahat nefes almasıdır.
Kur an bu statüye birçok ayette parmak basmakta ve işaret etmektedir. Kur an ve
İslam a göre tek kutuplu tek meşru sistem İslam üzerine kurulu nizam-ı alemdir.
İkinci kademede ehven-i şer düzen, tedafü düzenidir. Kur an-ı Kerim e göre tek
meşru küreselleşme İslam ın küreselleşmesidir. Zira İslam, içinde adaleti
barındırdığı gibi Osmanlı uygulamasıyla millet sistemini yani çoğulculuğu da
ihtiva etmektedir.
*
Bunun dışındaki küreselleşmeler dünyayı zulüm ve
karanlığa boğacaktır. Baba ve oğul Bush döneminde yaşandığı gibi. Dolayısıyla
İslam dışındaki küreselleşmeler zulüm doğuracak ve insanlık için hayırhah
olmayacaktır. Bu tarz küreselleşme dünyada birkaç defa yaşanmıştır. Bunlardan
birisi Cengiz Han döneminde Moğolların küreselleşmesidir. Moğol küreselleşmesi
İslam güneşinin ve medeniyetinin muvakkaten tutulması olmuştur. Bu dönemin sonuçlarından
birisi Abbasi hilafetinin yıkılmasıdır.
Birinci dünya Savaşı sırasında da İngiliz küreselleşmesi
yaşanmış ve bu da Osmanlı hilafetinin yıkılmasıyla sonuçlanmıştır. İkinci defa
İslam güneşi yine muvakkaten tutulmuştur. Osmanlı enkazı üzerine kurulan
cumhuriyet ideolojisi veya yeni rejim iki ayak üzerine şekillenmiştir. Siyasi
olarak İngiliz ideolojik olarak Bolşevik. Yani iki küreselleşmeye dayanmıştır.
Tek parti rejimini temsil eden CHP İngiliz demokrasisinden değil, Sovyet
sisteminden beslenmiştir. Dolayısıyla yeni rejim hecin ve iki ayaklı bir
rejimdir. Bir tarafıyla doğuya diğer tarafıyla batıya bakmaktadır. Janus yüzlü
bir rejimdir.
*
Müslümanlar ile gayri Müslimler arasında üçüncü ilişki
modeli veya statü ahzap kuşatması ve Müslümanların karşı ittifak tarafından
kıskaca ve kuşatmaya alınmasıdır. Bu ilk kez Medine kuşatması sırasında tecelli
etmiştir. Osmanlı nın son döneminde ise bu Medine kuşatması (İslam) medeniyet
kuşatmasına dönüşmüştür. Arnold Tonybee bunu Osmanlı nın ve İslam medeniyetinin
durdurulması olarak ifade ve izah eder. Hadiste bu küresel kuşatma veya küresel
ahzap saldırısı şöyle ifade edilir: Yiyicilerin yemek kabına (kas a)
üşüştükleri gibi bir gün diğer milletler de sizin başınıza üşüşecektir! (Kaynak
Ebu Davud, Melahim 5; Ahmed bin Hanbel,V/278 ) Vahdettin Han hatıratında
Osmanlı ya karşı küresel bir öfkeden bahseder. Soğuk savaştan sonra bu küresel
saldırı kaldığı yerden yeniden başlatılmıştır. İngilizler yine burada aktif ve
faal bir rol oynadılar. Thatcher, tehlikenin kızıldan yeşile döndüğünü söyledi.
John Major, Mitterrand ile birlikte Bosna krizinin uzamasına ve yüz binlerce
Boşnak asıllı insanın ölümüne neden olmuştur. Ardından üçüncü ideolojiden
bahsederek dikkatleri üzerine toplayan ve sempati toplayan Tony Blair, Bush II
ile birlikte yeni Haçlı Seferinin İngiliz ayağını temsil etmiştir. Yahudi
asıllı olmasıyla iftihar eden David Cameron ise kimyasal silah kullanma
meselesinde Şam ın cezalandırılması noktasında topu taca atarak zaten isteksiz
olan Obama yı yalnız ve kararsız bırakmıştır. Şimdi Tony Blair Bush döneminde
yarım kalan misyonun ya da İslam dünyasının işinin bitirilmesini istiyor. İslam
dünyasında siyasal İslam a karşı küresel bir saldırı açılması ve bu noktada
Rusya ve Çin ile işbirliğine gidilmesini istiyor. Ortak müdahaleyi savunuyor.
Peki! Arap Baharından sonra Arap dünyasında siyasal İslam kaldı mı ki Blair in
yeni Haçlı Saldırısının adresi İran olmadığına göre kimi kastediyor acaba
Elbette İslam ın nurunu söndürmek istiyorlar. Son Padişah Sultan Vahdettin
döneminde İslam a ve Osmanlı ya karşı küresel öfkeden bahsetmektedir. İsrail
uşağı Blair küllenen bu öfkeyi yeniden hortlatmaya çalışıyor.