Mecid Mecidi’nin yönetmenliğini yaptığı bir İran filmiydi Söğüt Ağacı. Filmde gözleri âmâ bir profesör başroldeydi. Filmi anlatmayalım da filmin bırakmış olduğu izi bugün tekrar hatırlayalım. 

Ne hayırlıdır asla bilemeyiz vuku bulmakdıkça. Kimi zaman şer görünür oysa kurtuluş ondadır. Yılan sokmasaydı yanlış yola koyulacaktı belki Yunus. Hızır a.s. öldürmeseydi o çocuğu ailesini de sürükleyecekti cehenneme.

Yani yeni doğan bebek ölmüşse vardır elbet bir hikmeti. Yolda ayağımıza taş takılmışsa ve düşmüşsek yine vardır bir bildiği Rabbimin.

Gözlerin âmâ olması mı hayırlıdır yoksa görmesi mi? Akıp gitmekte olan ömür hizmette kusur etmeyen bir eş neşeli bir kız çocuğu... Görmeyenin dünyasında pek kıymetliyken görenin dünyasında bir hiç olamaz mı? Kız evlat oldu diye hastaneye dahi uğramayan bir baba. Eşini görünce çirkin bulan âmâ. Hatta güzel bir kadını görüp ona aşık oluvermez mi? Yıllardır ona bakan sabırlı eşini tek kalemde silivermiştir açılınca karanlıkta kalmış gözleri. 

İnsan durup bakmaz mı aynalarda kendine? Sen ne kadar güzelsin ki karşındakini beğenmezsin. Sen ne kadar mükemmelsin ki karşındakini hor görürsün. Yok yok sen bencilin birisin. Sana sunulan nimeti görmeyecek kadar bencil yapılan iyilikleri unutacak kadar nankör. 

Aynı evde yıllarca annene bakan bir eşin vardı senin. Aynı evde yaşamayı bile kabul etmişti üstelik. Her anlamda sen üstündün üstünlüğünü kadının gözüne sokup duruyordun. Oysa kadın yüksek eğitim görmüş nihayetinde yardımcı doçent olmuştu. Böyle bir nimete senin yaptığın nankörlük değilse nedir?

Gözleri âmâ kalsaydı profesörün ne eşini ne kızını kaybedecekti. Düzen içinde süren hayatı öyle devam edecekti. Sonra Allah bir ceza gibi kıymetini bilmediğin nimeti çekip alıverdi senden. Yine karanlıkta bu kez dönüşü olmadan kalacaktın işte. 

Oysa gözlerin ışıklarla buluşması, aydınlığın ulaştığı karanlık oda, var olana şükrü gerektirir. 

İnsanoğlu böyledir işte. Nimeti kaybetmeden kıymetini anlayamaz. İstediği kadar rol yapsın dışarıya. Yıllarını paylaştığı eşini yitirmek ona unutulmaz bir vicdan azabı olarak dönecektir. Genç ve güzel öğrencisiyle evlense bile. Başlangıçta hoş görünen bu hayat yıllar geçip profesör yaşlandıkça devrilecektir tersine. Öğrencisi onunla alay eder gibi konuşacaktır. Ne yaşlı annesine bakar o ne de evin hizmetini yapar. Fazla zaman geçmeden kaçınılmaz son gelir ve profesör aldatılır gencecik bir delikanlı ile. Bu ah değilse nedir? Ah ile yıkılan ömür. Ah ile yıkılan düzen. Ah ile her şeyini yitirmiş bir profesör. 

Nimetti nimetin kıymeti yitince anlaşılmadı. Nimetin yerine bir fenalık isabet etti de ancak o vakit oldu olan. 

İnsan böyledir işte. Nankörün nankörü körün körüdür. 

Şeytana uyunca gören göz beladır âmâlık şifa. Sıhhat beladır hastalık derman. Yolun üzerindeki engel daha iyi bir yöne dönelim diyedir belki de.

Allah gönlümüzü âmâ etmesin.