Irak bizim hikâyedeki "Sarı Öküz"dü. Biraz haylazdı. Sağına soluna sataşır, dururdu. Komşularıyla didişmekten pek hoşlanırdı. Onun bu zaafını bilenler, ona alan açtılar, yanlışlarını taltif ettiler, onay verdiler, destek oldular. Gün geldi, onun diktatör ve huysuz olduğunu fark ettiler! Ortadan kaldırabilirlerdi, yapmadılar. Yaraladılar. Tırnaklarını söktüler. Bu onu daha da hırçınlaştırdı. İçine düştüğü, düşürüldüğü tuzağı hissetmiş olmalı ki, sıkıştırıldığı alandan çıkmayı denedi. Denemeleri sıklaştırdıkça, onu yaralı bırakanlar çemberi daha da daralttılar.

Ve nihayet ağababaların beklediği zaman artık gelmişti. İkiz Kulelerin bir "üst akıl"ın tezgâhıyla yerle bir edilmesinden sonra, potansiyel günah keçileri bulunmalıydı. Buldular, birisi Irak’tı!  Şimdi sıra komşularını dizayn etmeye gelmişti. Onları ikna etmek için çok çaba sarf etmelerine gerek yoktu. Aslında onlar zaten ikna olmak için hazır ve nazırdı. Geldiler. "Sarı Öküz"ü bize verin, hayatınızı bağışlayalım dediler. Eğer onu verirseniz, çok daha güzel günler göreceksiniz. İktidarlarınıza da dokunmayacağız. Kendinizi iktidar zannetmeniz için elimizden gelen desteği vereceğiz dediler ve gereğini yaptılar. İşgale sessiz kalanlara nefes alacak kadar yeterli zamanı da tanıdılar.

İşte bu sürecin baş aktörlerinden birisi olan Tony Blair şimdi günah çıkarıyor. Irak'ın işgali ile ilgili İngiltere’de John Chilcot başkanlığında bir soruşturma heyeti kurulmuştu. Yıllarca raporun içeriğini bütün dünyadan gizlediler. Kapalı kapılar ardında hangi kirli pazarlıkları yaptılar, bunu sakladılar. Yeraltı kaynakları ve yer üstü zenginlikleri gözlerini kamaştırmıştı. İnsanları öldürdüler, yerlerinden yurtlarından ettiler. Çocuklar yetim, kadınlar dul kaldı.  Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine sebep oldular. Şimdi ise bir itirafla işin içinden sıyrılabileceklerini zannediyorlar. Bir ülkenin adını kan, gözyaşı, ölüm ve zulüm olarak değiştirdiler ama "Pardon" diyerek her şeyin üzerini örteceklerini düşünüyorlar. Aslında kimyasal tehdit yokmuş. Barışçıl yolların tamamı denenmeden hemen askeri seçenekler kullanılmış falan. Aynı Tony Blair çok değil, görevden ayrıldıktan hemen sonra Irak’ın işgalinde kendisini motive eden itici gücün dini inancı olduğunu söyleyerek taraftar toplamaya çalışıyordu.  İşin özüne bakarsanız kurulan komisyon da, yapılan itiraflar da katledilen milyonlarca insan için değil. 179 İngiliz askeri işgal sürecinde hayatını kaybetmiş, onların üzüntüsüyle başlarını taşlardan taşlara vuruyorlar. Askerlerin ölümü araştırılırken hangi oyunları kurdukları ortaya çıkıyor da, bizler de ancak bu sebeple gerçekleri öğrenebiliyoruz.

Şimdi "Sarı Öküz"ü vererek daha özgür olacağını zannedenlere sıra geldi. Tek tek sürüden ayırarak onlara da aynı akıbeti hazırlıyorlar. Her birini yaraladılar. Yemen yaralı, Libya yaralı, Mısır yaralı, Suriye'ye öldürücü darbeyi vurmaya hazırlanıyorlar. Türkiye’nin başına, hem de Irak’ın 36. Paralel’inde lojistik destek verdikleri terör örgütünü musallat ettiler. Toprakların bölünüp parçalanmasından daha acı olanı, zihinleri ve gönülleri birbirinden ayırıyorlar. Sen Kürt’sün, sen Arap’sın, sen Türkmen’sin, Sünni’sin, Şii’sin, Alevi’sin diyerek fitne ve fesat tohumlarını ektikçe ekiyorlar. Önlerinde Irak gibi bir örnek olmasına rağmen, verilen sözlere itibar edenlere ne demeli, onların insafına sığınanlara nasıl hitap etmeli, bilmiyorum. Stratejik müttefikimize selam olsun, dostumuza! yeniden merhaba diyerek kendimizi Irak’ın akıbetinden koruyacağımızı zannediyoruz. Ne acı değil mi?