Son günlerde kimi başörtülü yazarlar da türban kelimesini fazlası ile kullanmaya başladılar.

Laikçilerin bir tuğrakeş gibi bize çektikleri bu tuğrayı, en başta bizim kabullenmemiz işin vahametini iyice artırmakta.

TDK sözlüğünde türban; "fansızca bir kelime, ince kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür başörtüsü" olarak geçmekte.

Mehmet Doğan ın "Büyük Türkçe Sözlük"ünde ise türban, "Fransızca, başa dolanan tülbend" olarak geçmekte.

Türk çiçeği laleyi tülbentli bir kadın başına benzettikleri için Fransızlar, tülbent ve türbandan yola çıkarak "tulip"e varmışlar.

Günümüzde lale unutulup, tulip; Türkiye halk katmanlarında yaygınlaştı mı ki, yüzlerce yıllık Anadolu kadınının, Müslüman dünyanın ve Hz. Meryem ile somutlaşan evrensel kadın örtüsünü, "türban" gibi küçük bir kalıba sokmaya uğraşmaktasınız.

Bin yıllık kadın örtüsünü, Türkiye nin batılılaşmasına karşı en büyük savaş aracı görenler; siyaseti simgeliyor diyerek bir kalemde çizmeye uğraştıkça, yasaklar getirdikçe, örtülü kadın sayısı her gün artmakta.

Ha olmaz ya, şöyle bir yol deneseler, "aferin çocuklar örtünerek bir kale gibi kendi kültür ve medeniyetinize sahip çıkıyorsunuz, yabancı esintileri reddediyorsunuz, yerli desenleri koruyarak diğer halklara da özgün kültür değerlerinizi taşıyorsunuz" diye tebrik etseler.

Araştırmalar, anketlerle "neden örtünüyorlar, fakirler varoşlar daha çok kapanmakta, eğitimsizler daha çok dini yaşamakta" gibi tanımlamalarla sanki ülke insanını değil de Afrika kabilelerini araştırmaktalar.

Sanki bu vatan için can veren şehitlerin kadın yakınlarını değil de, düşman milletleri incelemekteler.

Aynı düşüncenin erkek versiyonunu okutup, işe alıp, kadınlarını negatif ayrımcılıkla fena halde hırpalamaktalar.

Sanki adamların anaları, neneleri örtülü değilmiş de, yakınlarında üç kuşaktır hiç örtülü yokmuş da; bir yabancı, bir dışarıdan, bir tanımamazlıkla bakmaktalar ki.

Kargalar bile gülmekte.

Arzuladıkları görüntüleri vermeyen bu kadınlar kalesine büyük bir nefret taşıdıklarını; anketlerle, yasaklarla, dışlamalarla, kovmalarla göstermekteler.

Gerçi tebrik etseler bu kadar fazla örtünen olmaz.

Yasakladıkça, örtüye sempati duyanlar hızla artmakta.

İnsanlar huzuru, özgürlüğü, modern hayata inancı ile katılmanın mutluluğunu yaşamakta.

Arada güya başörtüsüne karşı değillermiş, üreten Anadolu kadınına hiç savaş açmıyorlarmış pozlarına bürünüp, güya insan haklarını hiç incitmedikleri gibi bir vicdan aklığı ile "biz annelerimizin, nenelerimizin örtüsüne karşı değiliz" gibi bir mantık çürüklüğü de yaşamaktalar.

Madem annelerinizin örtüsüne o kadar düşkünsünüz; neneleriniz asırlarca cilbab, çarşaf, ferace giydi.

Ferace ve çarşaf nostaljiniz depreşti ise, tarihi dokuya dönmek sizi daha fazla mesud ediyorsa; hiç sorun değil pek çok kadın modern hayatla uyum sağlamak için örtüsünü iyice küçülttü, mendil kadar örtülere değil, özgün modellere yönelirler, olur biter.

Herkesin muradına erdiği bir yaşam masalına sahipsek eğer; isteyen istediği gibi giyinir.

Dileyen, başkalarına zarar verecek kadar açılıp saçılıyor zaten.

Ama bu dünyanın zebanisi, yasakçısı, cehennem görevlisi olmayın da; isteyen de dilediği gibi örtünsün.

Nasıl mutlu oluyorsa başını öyle bağlasın.

Sizlerden izin almak zorunda kalmasın.

Siz fanilerden ceza almasın.

Okuluna gidebilsin.

Başı dik, namerde muhtaç olmadan ekmeğini kazanacak işine sahip olabilsin.

Lütfedin de, şu iki günlük dünyada insanların huzurunu kaçırmayın.

Sosyal hayatlarına karışmayın.

Mutluluk ve huzurlarını engellemeyin.