Siyasal tutarsızlık günümüz hayatının bir gerçeği. Görünürdeki durumlar da bugünün siyasa adamlarının tutumunu yansıtıyor. Yanıltma, kandırma, aldatma, hile, kurnazlık gibi durumlar artık sıradan bir tarz. Ortam öylesine bir karmaşa ve gerilime boğuluyor ki doğruyu ve iyiyi bulmada zorlanılıyor. Bir bakıma da siyasanın öncüleri kitleleri peşlerinden sürüklerlerken onları da kendilerine benzetiyorlar. Adeta birbirilerine aynadırlar.
Aşırı r teslimiyet, bağlanma ve inan insanları kendi olmaktan çıkarıyor. Aşırılık tapınmaya götürüyor. Siyasa liderlerinin başlangıç tutumlarındaki safiyetleri, samimiyetleri insanlar üzerinde belirleyici bir etki bırakıyor. Sonrasındaki hal ve durumlar çok da etkili olmuyor kişiler üzerinde.
Hayat zıt kutuplar üzerine kurulu. Karşıtlık ve gerilimler üzerine. Aşırılıklar insanın sağlıklı düşünmesine engel. Eskiler buna ifrat ve tefrit derler. Kutuplaşmalar, gerilimler öfkeyi arttırıyor bu da nefrete götürüyor. Tarafların her söylediklerinin doğrusuna, yanlışına, iyiliğine ve kötülüğüne bakılmaksızın teslim olunuyor. Bir tarafın doğrusu karşı tarafın yanlışıdır. Zamanla o doğru bilinen şey söyleyen için yanlış oluyor. Bu sefer karşı taraf onu sahipleniyor. Bunu en çok da şu sıralar görerek yaşıyoruz.
Bir zamanlar Suriye ile olan dostluklardan, vizelerin kaldırılmasından tutun bütün ilişkileri düzenleyen iktidar çevresi Suriye lideri ile can ciğer kuzu sarması iken karşı taraf buna şiddetle karşı çıkıyordu. Çünkü o zamanın bakışında bir taraf için yeni Osmanlıcılık nitelemesinden bulunuluyordu. Batıcı çevreler bundan şiddetle rahatsız idiler. İktidar çevresi zamanla Emperyalizm güdümünde Beşar Esad’ı iterken “demokrasi” söylemine sarıldı. Kendisini Suriye bataklığında buldu. Muhalefettekiler bu sefer Beşar Esad’ı sahiplendiler. Bu en çarpıcı örneklerden biri. Karşılıklı yer değiştiriyorlar. Bütün bunlar Türkiye siyasasının İttihatçı özünün zirvesini oluşturan kişinin ruhunu âdeta temsil ediyorlar: “Dün dündür, bugün bugündür.”
Doğru ile yanlışların yer değiştirmesi insanların zihinlerini bulandırıyor. Bu sefer kitleler de onların peşinde savruluyorlar. Bu, bir milletin bir bütün olarak kişiliksizleşmesine neden oluyor. Yanlışların peşinden sürükleniş karşıtlıklardan ileri geliyor. Biri için doğru diğeri için yanlıştır. Sonra o doğru başkaları için yanlıştır. Bunun nedeni ilkelerin, ideallerin, ülkülerin yok oluşudur.
Bir Müslüman kendi hayatına peygamberin hayatını ve doğrularını yerleştirmedikçe, ahlâki öze bağlanmadıkça asla doğru bir yol ve yön üzerinde olamaz.
Şehitler ile ilgili düzenlenen gösterişli, bol ziyafetli bir toplantıdan veya etkinlikten en çok yararlananlar onu düzenleyen ve çevrelerinde bulunanlardır. Şehitler orada sadece bir konu mankeni konumundadır. Biz burada bunu Sevgili Efendimiz dönemi örneği ile değerlendirince birden tutumlar değişiyor. O dönemi bu döneme teşmil etmeyelim diyebiliyorlar. O zaman başka bu zaman başkadır diyebiliyorlar.
Oysa hayat ve koşullar o gün ne ise bugün de odur.
Aşırılıklar ve israf, gösteriş insanların dünyasını kuşatmış durumda. Bugünün hayat anlayışıyla geçmişe asla bakılmak istenmiyor. Bu ister Peygamberin yaşadığı hayat olsun ister Kutlu kitabımızda önerilenler olsun.
Öfke ve gerilim ruhlu kesimlere, “Nefret etmeyiniz sevdiriniz” önermenizin asla bir karşılığı yoktur. Hemen bir “ama” ile yüzleşirsiniz. “Ama onlar bize neler yapıyorlar” deyiverirler. O zaman da ister istemez birbirilerine nefret ve öfke kusanların doğru ve yanlışları birbirine karışıp gidiyor. Bugünün tanımı budur.