DÜNYAYI siyaha ve beyaza mahkûm etmek… Sonrasında ara renkleri yok saymak, farklılıkları düşman bellemek ne kötü.
Yüce Yaratıcı’nın gökkuşağının yedi rengiyle değil, bin bir renkle bezediği dünyayı, siyaha, beyaza indirgemek herhalde yaşadığımız coğrafyaya ihanet olur.
Farklılıklardan bilgiler çıkarmak, dersler devşirmek, oradan da insanlığın daha adaletli, huzurlu yaşamasına bu değerleri basamak yapmak doğru olmaz mı?
Adam, durduğu yeri, söylediği sözü, yaptığı eylemleri kutsuyor, doğrunun tek adresi kabul ediyor.
Dünyanın merkezine oturtuyor varlığını.
Sonra da, herkesin buna göre konumlanması, buna göre tavır geliştirmesini bekliyor.
Uyum sağlayamayanlar ne yapıyor?
Zor şartlara… Kuyu diplerine, ötekilerin safına itiliveriyorlar…
Hâlbuki bize düşen, bizim gibi Kuran’dan beslendiğini iddia edenlere düşen… Bizim gibi, şu kadar devlet geleneği, millet bekası olan bir topluluğa düşen, yönetimimizle bütün dünyaya, insanlığa örnek olmak, numuneyi imtisal göstermek olmalı değil midir?
Sahtekâr, yağcı tabakası her dönem vardır.
Bu yağdanlıklar, sahtekârlar, düzenbazlar, sahte ışıldaklar, Kenan Evren’in etrafında yıllarca dönendiler, onu yağladılar, balladılar, methiyeler dizdiler.
Sonra Özal’cı oldular, bazen Ecevit’çi.
Bazen demokrat, bazen darbeci… Menfaatleri ne gerektiriyorsa, o boya ile boyandılar. Allah’ın boyasından hep uzak durdular.
Şimdilerde, bu takım, isimler değiştirse de, hal değiştirse de, iktidarın gücün yanında yer almakta beceriklidir.
Tek sermayesi, yağdanlığıdır. Bitmez tükenmez yağ depolarıdır bunlar… Hakikatlerle, doğrularla, memleketin meseleleriyle ilgileri yoktur.
Sanki ilgililermiş gibi… Sanki vatanseverlermiş gibi rol yaparlar, caka satarlar, ama riyakârlardır.
Ne yazık ki, iktidar sahipleri, bunların bu iki yüzlülüklerini, pisliklerini görmezler… Güç sahipleri övülmeyi, alkışlanmayı hep severler.
Ayna tutandan ziyade, sahte aynalarla güç sahiplerini farklılaştıranları severler.
Bu yüzdendir ki, doğru söyleyeni dokuz köyden değil, bütün köylerden kovarlar…
Meydan, dalkavuklara, şaklabanlara kalır.
Sonra da, mutsuz, sanal bir ülke oluşur… Yukarısı başka, aşağısı başka bir ülke… Bir vatansever olarak… Bir Müslüman olarak, bu yazıyı okuyan yöneticiler, sahte aynacıların aynasını kırmalıdırlar.
Gerçek aynada görünme hevesi ve isteği oluşursa, hem kendileri hem ülke kazanır.
Ara sıra da bizim aynaya bakarlarsa, iyi olur diye düşünmekteyim.
Siyah beyaz dünyanın figüranlarına aldanırsa öndekiler, arkadakilerin hali perişanlık olur… Bilmem anlatabildim mi?