Seçimler bitip de ucuz siyasetin yerini Türkiye’nin ekonomi, dış politika, adalet, eğitim vs gibi gerçek gündemlerinin almasını beklemek beyhude görünüyor. Misal son 5 senede kaç defa sandığa gidildiğini en deneyimli Ankara gazetecisi bile ha deyince hatırına getiremiyor. Referandumdu, genel seçimdi, yerel seçimdi, uzatmalı seçimdi derken sıra vatandaşın gündemine, memleketin gerçek sorunlarına bir türlü gelemiyor.
Son yıllardaki idare şeklini “sürekli seçim yapmak” olarak adlandırmak yanlış olmaz herhalde. Mütemadiyen seçim yaparak, sürekli vatandaşın önüne sandık koyarak ülkeyi devamlı surette bir “seçim sathı maili” koşullarında tutmak ne kadar doğrudur acaba? Bir de üstüne üstlük, mütemadiyen yağılan seçimleri bahane ederek ve “önümüz seçim” diyerek uygulanan popülist politikalar, ancak ve ancak günü kurtarmak odaklı oldu. İşin kötü yanı ise, “önümüz seçim” mantalitesinin ürünü olan bu politikaların “günü kurtaramaması”dır.
Ekonomide yaşanan krizin daha adını bile koymadan, sırf “önümüz seçim” diyerek reddederek ortaya konan çözüm önerileri, ne herhangi bir derde deva oldu ne de anlık iyileşme sağladı. Akıllardaki “faizler düşsün, vatandaşlar ve şirketler kredi çeksin, piyasalar canlansın” düşüncesi, ortaya gerçek bir çözüm önerisi olarak konabiliyor. Yani, vatandaşı yeniden bankalara borçlandırarak, faize bulaştırarak çarkların dönmesi amaçlanıyor. Karşıtlık faize değil, “faiz oranlarına” sadece. Ekonomideki sıkıntılara çözüm de yine “borç ödemek için borçlan”dan ötesi değil.
Türkiye’nin yaşadığı mevcut sorunlar sadece ekonomiyle sınırlı değil tabi.. Bir “yönetememe” halinden bahsetmek gerek en başta. Her şeyi “seçim kazanmaya” ve “güçlü haklıdır, güçlüysem her şeyi yapabilirim” indirgeyen bir siyasi anlayış, eylem ve söylemleriyle Türk siyasetini kilitlemiş vaziyette. Bu durum, hem kendisine, daha da önemlisi bu ülke insanına zarar veriyor.
Geçen sene yaşanan sistem değişikliği için “Türkiye uçacak” tarzında absürd “reklamlar” yapan iktidar partisi için geçen senenin ardından adamakıllı bir muhasebe şart olmuştur. Üstelik bunu yaparken de yerel seçimdeki ibretlik durumu da göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Ancak eylem ve söylemlere bakılırsa böyle bir nefs muhasebesi ve ders alma durumunun çıkmayacağı da ortadadır.
Türk toplumuna yeterince anlatılmayan ve apar topar yürürlüğe konan yeni sistemin ortaya koyduğu bilanço, her alanda bir başarısızlık olarak adlandırılabilir. Yerel seçimlerde halkın verdiği en başat mesaj olarak partili cumhurbaşkanı olgusuna verilen tepki, devlet görevlilerinin giderek bir partinin mensupları gibi hareket eder olmaları, yeni sistemle beraber hükümetin ve daha da önemlisi parlamentonun işlevsizleşmesi gibi hususlar rahatsız edicidir. En önemlisi de, mahsurlu yanlarına rağmen iyi kötü bir denetim sağlayan parlamenter sistemin aksine, yeni sistemin “tek ayaklı” ve denetime kapalı olması, “her şeyin tek bir şeye bağlanmış” karakteridir.
Dolayısıyla “yeni sistem oturdu” kabilinden sözler sarf eden iktidar mensupları, muhtemelen gelmekte olan ve kendi içlerinden çıkacağı anlaşılan yeni partiye kayışların önünü almak için yapıyorlardır. Ekonomi, siyaset, dış politika, eğitim, sağlık, adalet, kültür vs alanlarındaki vaziyete bakınca, yeni sistemin 1 senelik bilançosunun fiyasko olduğu da söylenebilir.
Ortada olan şey, karmakarışık olmuş bir siyaset, devlet ciddiyetinin ve kurumlarının “partili” olmaya kurban edilmesi, “tarafsızlığın”, “liyakatin”, “ehliyetin” her geçen gün artan hasletler olması, belli bir grup ve zümrenin devlet kadrolarında kümelenmesi, bu arada halkın ve şirketlerin ekonomik sıkıntılarının artması, israfların ve kaynak aktarımının haddi ve hesabının olmaması, adaletin kişi, grup ve güce göre tecelli etmesi gibi meselelerdir.
Yeni sistem, olsa olsa “karaya oturmuş” demek gerekir belki de…