Geçtiğimiz günlerde, dünyaca ünlü kolesterol uzmanı
Philippe Even, kötü kolesterol ün ilaç endüstrisinin ürettiği bir yalan
olduğunu iddia etti. İlaç şirketlerinin son 15 yılda kolesterol yalan ı ile üç
yüz milyar dolar kazandığı belirtildi. Philippe Even, kitabında, kolesterolün
kesinlikle sanıldığı gibi insan sağlığı için zararlı olmadığını, damarları
tıkamadığını, kalıtsal ve aşırı olanları dışındakilerin ölüme yol açmadığını
tam tersine vücut için kesinlikle gerekli olduğunu savunuyor. Durum böyle ise
neden doktorlarımız bu konuda sürekli reçete yazmaktadırlar. İlaç sektöründe
dönen rant korkunç boyutlara ulaşmıştır. Bir kolesterol ilacından 300 milyar
dolardan bahsedilmektedir. Bu bana birden meydana gelen kuş gribini ve ardından
ortaya atılan domuz gribini hatırlattı. Bu hastalıkların aşılarını yapmak için
insanlar adeta sağlık ocaklarına ve hastanelere hücum etmişti. Kim bilir kaç
milyar dolarlık bir ilaç satılmıştı ülkemize!
Dikkat ettiyseniz, yapılan bütün çalışmalar hep hastalık
olduktan sonraki tedaviye dönüktür. Tedaviye ayrılan bütçeler, önleyici
tedbirlere ayrılmıyor. İlaç sektörü tam bir tüccar mantığıyla çalışmaktadır.
Örneğin: insanlar önce obezliğe alıştırılıyor, bunun sonucunda insanlar
şişmanlıyor! Daha sonra da zayıflatmak için insanların parasını alıyorlar.
İnsanların, obez olmaması için önleyici çalışmalar olmadığı varsa da; yetersiz
olduğunu görmekteyiz. İngilizlerin dediği gibi şirket sağlığı mı, halk sağlığı
mı bu söz aslında çok şeyi anlatmaktadır. Şirketokrasi için halk sağlığı
öncelikli değil, şirketin para kazanması öncelikli olduğu için halk kobay
olarak çok rahatça kullanılmaktadır. İnsanlar üzerinde yapılan deneyler
genellikle, gelişmemiş Afrika halkları üzerinde yapılmaktadır. Şirketokrasi
için siyahî insanın bir değeri yoktur.
Dünyada her sene milyonlarca insan malaryadan (sıtma)
ölüyor. Çok basit bir tül sineklik onları koruyabilir. Dünyada her sene 2
milyon çocuk ishalden ölüyor. Hâlbuki 23 sentlik bir serum onları kurtarabilir.
Gazeteler bundan bahsetmiyor! Kızamık ve zatürreeden her sene 10 milyon insan
ölüyor. Tüm bu insanlar daha ucuz ilaçlarla kurtulabilir. Herhangi bir alandaki
yolsuzluk, ancak o alanın içinde bir çıkar çatışması ve pazarı kapma savaşı
verildiğinde açığa çıkar. Bir zamanlar İSKİ skandalında olduğu gibi küskün bir
eş her şeyi berbat eder ya da 70 lerdeki Lookhed rüşvetlerinde olduğu gibi
firmanın kendisi ben şu ülkelerde şu komutanlara rüşvet verdim diye resmen
açıklama yapar ama bu bile deveyi hamuduyla yutan o ülkenin hava kuvvetleri
komutanını mahkûm etmeye yetmez. İki yıl önce Roche skandalında da böyle oldu.
İşler tatlı tatlı yürürken şirketin küstürülmüş üst düzey yöneticilerinden
bazıları ortaya çıkıp eteklerindeki taşı döktüler ve ortalık birden karıştı.
Roche un tekel konumda olduğu Neorecormon adlı ilacı ecza deposuna 88 milyona
sattığı halde SSK ya 230 milyona vermesi sanki neoliberal sistemde çok büyük
bir ayıpmış gibi sunuldu. Yıllardır yürüyen çark böylece içinden bir yerden
açığa vurulunca sonunda polis de Roche merkezinde arama yapmak zorunda
kalmıştı. Yargı süreci devam ederken, Roche ilaç skandalında ikinci perde
açılıyor. Üst düzey bürokratlarla üniversite hocalarının Beş yıldızlı
ağırlama faslı incelemeye alınıyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu Müfettişleri nin
hazırladığı Son Raporda söz konusu firmanın sadece pahalı ilaç satmadığı,
bunun yanı sıra sağlık sektörünün birçok alanında özel baskılarla ilaç fiyat
politikasını bile belirlediği yer almaktadır. İhaleye hangi ilaç deposunun
gireceği, hangi ilacın fiyatının nasıl olacağını belirlemesi de bu olayın başka
boyutu. En vahimi ise; bu kirli işlere itiraz eden elemanların işten kovulması.
Global düzeyde faaliyet gösteren ilaç şirketlerinin
bazıları 50 yılı aşkındır bu ülkede hizmet sunuyor. Bazıları ise son yıllarda
şirket evlilikleri yoluyla ya da satın alma yoluyla veya doğrudan Türkiye ilaç
sektörüne girmiş bulunuyorlar. Ayrıca, büyük ilaç şirketlerini incelediğimizde,
yerli olarak nitelendirilenlerin pek çoğunun uluslararası ortakları bulunduğu
da görülüyor. Roche ilaç skandalı düşünüldüğünde bu global şirketlerin Türkiye
aşkını anlamak hiçte zor olmasa gerek
BİZE HER YER TRABZON!
Feshane de yapılan Trabzon Kültür Günleri etkinliği
çerçevesinde ağaçtan tasarlanmış arabayı görme şansını yakaladım. Aracı
tasarlayan ve hayata geçirmek için maddi ve manevi bütün imkânlarını seferber
eden Beşköy Belde Belediye Başkanı Yahya Namlı yla konuyu konuşma fırsatı da
buldum. Konuşkan, hareketli ve becerikli bir belediye başkanı. Tipik
Karadenizli. Beldesini tanıtmak maksatlı bir proje olduğunu söyleyen Belediye
Başkanı Yahya Namlı. Bu projeyle hedeflediğimiz tanıtıma ulaştık. diye devam
etti. Ne diyelim! Bu Karadeniz zekâsını takdir etmekten başka! Bu arabadan üç tane
yapılmış birini, gelin arabası olarak tasarlayıp bir belediyeye satmışlar,
diğerini ise Uzungöl Belediyesi ne vermişler. Feshane de sergilenen ise bir
işadamı tarafından satın alınmış. Uşak sana helal olsun!