AKP iktidarı ta başından beri üretken yatırımı ve öz kaynakları geliştirici bir ekonomi yerine, borca dayalı sıcak para ekonomisi takip etti. Şayet Millî Görüş sözcüleri ve yayınlarını takip ettinizse bunu hep ifade ile, bu gidişin sonunun felakete varacağını vurgulayarak geldiğimizin farkındasınız demektir.
Nereye geldik? Türkiye ekonomisi “büyüyoruz, uçuyoruz, şahlanıyoruz” şişinmeleri ile bugüne getirildi. Görüldüğü gibi ekonomi büyümedi, şişti.
Şişlik kangrene dönüştü:
Döviz rezervleri eridi, bitti, yedekler de yendi, eksiye yuvarlanıldı. Borçlar katlandı, şişti. Bırakın taksitleri ödemeyi, faizlerini bile ödeyecek kaynaklar kurudu. Cari açık kara deliğe dönüştü, ne bulursa yutar duruma geldi.
İktidar, baktı ki, mali disiplin kalıcı olarak bozuluyor, yani dış müdahale an meselesi, tedbir alacak yerde, birilerini şişirerek milleti yeniden umut beklentilerine sokmaya çalıştı.
Mehmet Şimşek idi, bu şişirilen. Sanki gelip iş başı yaptığında şıp diye her şey düzelecek diye şişirildi. O da mırın kırın edip kendi bedelini artırarak ekonominin başına geçmeyi kabul etti.
Geçti geçmesine ama yine şart olan tedbirleri almak yerine, öteden beri tedbir diye uygulanıp ekonomiyi bozan yanlışları yeniden ve daha da şişirerek devreye sokmaya, denemeye başladı. Kamuoyuna yansıttığı görüntü şu:
Türkiye, çok derin bir ekonomik buhran içinde. Kalıcı bozulmaları engellememiz gerek. Daha doğrusu “Türkiye’yi kurtarmamız gerek”. Şimşek’in almaya başladığı tedbirlere bakar mısınız?
Her türlü belanın başı olan ve fakirden zengine servet aktarmanın en kestirme yolu olan faizleri birdenbire yüzde 80 artırarak işe başlamak. Zengin kesimin değil, zaten bin bir dertle yükleri şişmiş bulunan fakir ve soyu kurumakta olan orta kesimin daha fazla vermesi, ekmeğinden daha fazla fedakârlık yapması anlamına gelen, dolaylı vergileri artırmak. Zaten şişkin olan KDV’yi şu kadar, kurumlar vergisini şu kadar, gelir vergisini bu kadar, araç vergisini kat kat artırarak, devletin kontrolündeki tüketim maddeleri ve hizmetleri şu kadar zamlandırarak bu badire aşılacakmış.
Dikkat ederseniz servetleri kat kat şişmiş bulunan zengin kesimin yapacağı hiçbir fedakârlık ortaya konmuyor.
Mademki ülkemizi kurtaracağız ve fedakârlık yapılacak. Ciltleri dolduracak tapu portföylerini görmek ve tespit etmek devlete bir tık kadar yakın değil mi? Bankalardaki astronomik miktarlara baliğ olan servetler bir tıkla listelenemiyor mu? Depoları dolduran istifler, yurt dışına götürülen servetler ve daha neler neler, devletin çok mu uzağında gerçekleşiyor? Yatlar, katlar, özel uçaklar, araç filoları, plazalar, holdingler, devletten habersiz mi ediniliyor? Şimdi ülkemizi kurtarma zamanı ise bu servetlere neden hiç dokunulmuyor? Düşünün, bu servetler vergilendirilecek olsa ve bu vergiler üretken yatırımlara dönüştürülecek olsa neler yapılmaz ki? Sanırsınız ki, zengin kesim bu ülkede yaşamıyor, bu ülkenin dertleri onları hiç ilgilendirmiyor!
Kara delikler gibi varlıklarımızı yutan şişirilmiş israflar, nesillerin ipotek edildiği verimsiz ve zamansız yatırımlar neden durdurulmuyor? Saraylar, lojman adı altındaki lüks konutlar, makam uçakları, lüks araç filoları, bilmem kaç yerden alınan astronomik ücretler neden gündeme bile gelmiyor? Neden tasarruf tedbirleri alınmıyor? Varsa yoksa fakir, emekli, emekçi ve dar gelirlilerin yükleri şişiriliyor?
Evet daha önce adı yüz kızartıcı “dolandırıcılık” isnadı ile yan yana anılmış bulunan Mehmet Şimşek, bu defa şişirilerek iş başına getirildi.
Acaba iş başı yaptırılırken, “sakın şu şu kesimlerin keyfini kaçıracak icraatlar yapmayasın, şu şu sahalara da girmeyesin” diyerek kulakları şişirilerek mi getirildi?
Ülkemizi bu hale düşürene kadar inatla, ısrarla “yanlış” yapanlar hiç mi anılmayacak?
Mehmet Şimşek, doğru tedbirler almazsa “sadece mali disiplin değil” sokaklar, meydanlar dâhil, tüm bozukluklar kalıcı hale gelir!
Allah korusun, hepimiz kalıcı bozuklukların kalıcı olarak altında kalırız!
Şimşek’in icraatları “şişmek” olarak sonuçlanmamalı!
VAHŞİ KAPİTALİZM
Zenginin emirleri mi var, baş üstüne;
Fakirin sesi mi duyuldu, bas üstüne!