Yarın inşallah mübarek Ramazan-ı Şerif’in teşrifiyle şerefleneceğiz. Bu, hayatımızdaki büyük “fırsatlardan” biri. Öylesine güzel bir mânevî ticaret mevsimi ki, bir kere en büyük düşmanlarımızdan biri olan şeytan zincire vurulmuş. Diğer büyük düşmanımız olan nefis ise açlıkla dizginlenmiş. Rabbimiz bu mübarek ay hürmetine sevapları, bire 30, 100, 700, Kadir Gecesi’nde 30 bin sayıyor. Buyurun işte fırsat…

Rabbim bizi bu dünyaya, kendisine iman etmemiz ve ibadetlerle sevdiğimizi göstermemiz için göndermiş. Bizi bir damla “Ma-i mehin”den yaratan Rabbimiz, öldükten sonra tekrar diriltecek ve bu defa hiç ölünmeyecek âlemde var edecek. İşte o âlemde; haşir meydanında Livâü’l-hamd-i Nebevi (asm) altında toplanmamız, Kevser havuzundan su içmemiz, Sırat Köprüsü’nü berk gibi geçmemiz, Cennet’e vasıl olmamız için sağlam bir imana sahip olup, bu imanı ibadetlerle muhafaza etmemiz lazımdır.

İşte Ramazan-ı Şerif önümüzde duruyor. Bu gece ilk teravih namazını kılacağız, ilk sahura kalkacağız. Daha sonra mukabelemizi okuyacağız. Oruç ve namazın yanı sıra sevaplarını katlamak isteyen kardeşlerimiz zekâtlarını verecekler. (Aslında yıl içerisinde muhtaçlara zekâtlarını verenler bunu zekâtlarına mahsup edip bir deftere kaydedebilirler. Ramazan’da da kalan zekâtlarını verip bir yıllık zekât borçlarını ödemiş olurlar.)

Oruç, namaz ve zekât kardeşliğini kavramamız için İslam’ın bu üç temel şartıyla ilgili yüzlerce hadislerden bazılarına teberrüken bakalım. Sevgili Peygamberimiz (asm) buyuruyor:

“Essalâtü ‘imadü’d-din” [Namaz dinin direğidir.]

“Kim layıkıyla namaza devam ederse, onun için kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş olur.”

“Çocuklar yedi yaşına ulaştıkları zaman, namazı emir ediniz. On yaşına ulaştıklarında ise (kılmadıkları takdirde) vurunuz.”

“Ramazan ayı geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar da bağlanır.”

“Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.”

“Ezzekâtü kantaratü’l İslâm” [Zekât İslâm’ın köprüsüdür.]

“Malının zekâtını vermeyen, kıyamet günü Cehennem ateşinin içindedir.”

İslâm’ın düşmanları asırlardan beri Müslümanları inançlarından koparmak, uzaklaştırmak, içlerine bid’aları ekmek için çalışıyor. Geliniz bu Ramazan-ı Şerif’te kendi kendimize söz verelim: “Peygamber Efendimiz’in (asm) getirdiği dine harfiyen uyacağımıza, Kur’an’a ve Sünnet-i Seniyye’ye bağlı kalacağımıza, İslamiyet’in hâkimiyeti için çalışacağımıza, cihad edeceğimize…” Bu sözümüzü namaz hakikati ile perçinleyelim.

Geliniz bu Ramazan-ı Şerif’te ailemizden namaz kılmayan bir tek fert kalmasın. Çocuklarımız, torunlarınız namaza başlasın, beş vakit namaz kılsın. Bunun için ne yapabiliriz: Torunlar, çocuklar bu Ramazan-ı Şerif’te namaz sûrelerini ve namazda okunan duaları ezberleyebilir. İnterneti bunun için kullanabilirler. Bu namaz sûrelerini hafız efendilerden dinleyip, harflerin mahreçlerini ve tecvitlerini de öğrenebilirler.

Bu Ramazan-ı Şerif’te ailece mukabele okunabilir. Kur’an’ı yeni okuyanlar birer sayfa, geri kalanlarını da düzgün okuyanlar okur. Mukabelede üç hatim sevabı kazanılabilir: 1) Dinleme 2) Gözle takip etme 3) Ayet-i kerimeleri sessizce tekrarlama.

Dedelerimiz, ninelerimiz, yaşları küçük torunlarına “tekne orucu” tuttururlardı. Diyelim öğleye kadar tuttular. Yemek yediler. Öğleden sonra akşama kadar tuttular. Nine, “ben orucu dikerim” der, dede her böyle oruç için harçlık verir. Çocuklar teravih namazına götürülür. Namaz çıkışında sevdiği tatlı alınır.

Ramazan-ı Şerif, şefkat, merhamet, sevgi, iyilik, yardımlaşma, cömertlik, misafirperverlik, ikram mevsimidir. Kardeşlerimizi, komşularımızı iftara davet edeceğiz. Muhtaçlara zekâtımızı vereceğiz. (Erzak olarak da götürülebilir.)

Oruç, namaz ve zekât kardeşliğinin en güzel şekilde teşhir edildiği zaman, Ramazan-ı Şerif’tir. Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan! Safalar getirdin. Rabbim Hicrî 1446 Ramazan-ı Şerif’i hürmetine yüzlerimizi güldürsün. İslamiyet’in hâkimiyet günlerini görmeyi nasip eylesin…