Yazının başlığı Roger Garaudy’e ait. Hıristiyan dünya içinde yaşamış, sosyalist, Marksist sonradan Müslüman bir düşünür. Hayatının izleğinde sürekli bir arayış içinde. Bu, onu sonuçta Müslüman olmaya kadar götürüyor. Eleştirel bir mantık üzerine kurulu olan bakışı, olayları irdeleme, onlar üzerinde fikir yürütme ve çıkarımlarda bulunma gücüne sahip. Böyle olunca içinde yetiştiği kültürün kimi kurumlarının insanları ne denli doğrudan ve dolaylı yönlendirdiği anlaşılıyor.

Kilise Batı düşüncesinin statikleşmesine, düşünce alanlarının daralmasına neden bir yapı. Bunun için de insanlar büyülenmişçesine bağlı kalma durumunda. İnsanların farklı düşünmelerine engel olunmakta. Kilise etkisini yitirince onun yerini dolduracak kurumlara ve onların yürütücülerine, yanı papazlarına gereksinim duyulur.

Kilisenin metafizik gücünü ve inandırıcılığını yitirmesi bir sorun. İnsanların bir biçimde denetim altında tutulmaları gerekiyor. Düşüncelerin hızlı değişimi, ideolojilerin egemenliğinin tükenişi Batı düşüncesini sürekli olarak arayışlara itmiştir. Kilisenin de yerini alacak olan güçlü bir yapıya ve onun elemanlarına gereksinim olur her zaman için.

Dünyada artık tam anlamıyla genel olarak egemen olan bir sermaye gücü var. Devletleri de onlar yönlendiriyor. Devletlerde ayakta kalabilmeleri için onlara bağımlı.

Batı düşüncesinin etkisine giren ve artık onlar gibi yaşayan, düşünen ve çırpınan bir doğu veya dünyanın diğer kesimleri var. Çokuluslu kuruluşlar dünyanın hemen yerine, kılcal damarlarına kadar sinmişlerdir. Böyle olunca onlar her ülkeyi, insanını ve yöneticilerini etkilerinin altına alıyorlar. Müslümanların yaşadığı coğrafyalar aynı çarkın içindedirler. Sömürü çarkının dişlileri arasındadırlar

Sermaye, kontrolsüz, kendi kurallarıyla insanlığı çekip çeviren bir güç. Böyle olunca onların etkisiz kılınması, duyarsızlaşmaları için de gene kendi içlerinde bir dil, yani papazlarını bulmaları gerekiyor: Medya.

Medya, sadece sermaye için değil kendilerine bağımlı olan ülkeleri, yöneticileri ve kimilerini yönetmesi ve yönlendirmesi gerekiyor. İnsanların düşünme alanlarını sınırlaması, körelmesi ve hatta bağımlılıkları güçlendirmeleri gerekiyor. Oysa insan bu, nerede ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Başkaldırıları engellenmelidir.

İktidarlar da böyledir. Onlar için mutlaka medya vaizlerine gereksinim olur. Onların yönlendirmeleri, insanları uyuşturmaları zorunlu hâle gelir. Yoksa ayakta kalamazlar. Bu vaizler ister papaz olsun ya da onun karşıtı başkaları olsun sonuç değişmez. Görev sorumlulukları aynıdır.

Hollywood öncülüğündeki sinema, onun açılımları insanlık üzerinde alabildiğine etkili olmuştur. Bu artık bir genel mantığa dönüşmüştür. Sinema, sonrasındaki gelişmeler sürecin dallarını oluşturuyor. Medya bir bütün olarak insanların yönlendirilmesi için tuzaklarla doludur. Bunların farkına varılamaz.

Emperyalizm karşısında direnememe, teslim olma, köleliği kabullenme bu büyülenmenin bir sonucudur. Korku, endişe, çıkış yolu bulamama gibi körlüklere saplanılıp durulma da.

Şu Gazze olayı ne çok şeyi gösterdi. Din adına, Müslümanları etkilemek için korku duvarlarını öylesine insanların belleklerine yerleştiriyorlar ki adeta Siyonizm’in suyunda gitmenin gerekliliğini anlatıyorlar. Sakın karşı çıkmayın direnmeyin, onlara bir laf etmeyin, oturun oturduğunuz yerde. Allah’ın Rezzak olduğunu söyleyen bu adamlar, insanları açlıkla, çaresizlikle korkutuyorlar. Çünkü onların bağlı bulunduğu o kilise ruhlulukları onları böyle davranmaya zorunlu kılıyor.

Emperyalizm öyle güçlüdür ki, ona karşı asla çıkılamaz. Onlarla birlikte olmak tek çözüm yollarıdır. Kilise ruhunun papazları sadece Hıristiyan dünya için değil bütün dünya ve insanlık ve hatta Müslümanlar için de gereklidir.