"Gelir bir bir gider bir bir kalır bir
Gelen gider giden gelmez kalır bir"
İsmail Hakkı [Haksal] Efendi nin cönkünden
Bu beyit dedemin cönkünde yer alır. Kime ait olduğuna dair bir bilgi yok. Kendisine mi, bir başka şaire mi ait bilmiyorum. Kime ait olursa olsun önemli bir ifade ediş. Dünyayı, âlemi ve insanın konumunu çok iyi özetleyen bir beyit. Ancak bu kadar güzel özetlenebilinir.
Duygusal anda soğukkanlı yazı yazmak zordur. Duygu ile aklın ötesinde bir oluş gerçekleşir. Duygu aklın önüne geçer.
Bir kuşağın ve bir topluluğun önemli şairlerindendir Erdem Bayazıt. Bir arkadaş grubu: Adil Erdem Bayazıt, Mehmet Âkif İnan, Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, Alâeddin Özdenören. Bu şairlerin dördü de aynı menhus hastalık sonucu vefat ettiler. Elbette bu bir kader, bunda da bir hikmet var. Düşüncemizin ve geleneğimizin en önemli vurgulu kavramlarından biri "sabır"dır. Sabır da bir ibadettir.
Bizim kuşağın sevgiyle bağlandığı bu şairler topluluğunun her birinin vefatı bizde derin acılar bıraktı. Birbiriyle birlikte anılan bir şairler topluluğu. Kendinden sonraki kuşağı da bu anlamda etkileyenler grubu da. Bundandır ki, doğal bir sevgi oluşu gerçekleşti ve bir bağlanış oluşturdu. Bu durum, "ağabey" psikolojisinin de ötesinde. Başka hiçbir kesimde olmayan bir bağlanış. Ölümlerinden sonra da sevgi yansımaları sürer gider. Anılmalarda, toplantılarda, programlarda hep aynı yaklaşım görülür. Onları bir büyük sanatçı ve şair oldukları gibi, büyüleyici birer mit olarak anarlar. Bu da ilginç bir durum. Cahit Zarifoğlu, Mehmet Âkif İnan, Alâeddin Özdenören in ölümlerinin üzerinde bu kadar zaman geçmesine rağmen sevgiyle anılmaya devam ediliyorlar.
Sezai Karakoç ile birlikte İslâmî bilinç ve duyarlık sahibi bu şairler topluluğu çok sevildi. Aynı düşünce geleneğinin öncüleri olan Mehmed Âkif Ersoy ile Necip Fazıl Kısakürek "ağabey" sıfatı ile anılmazlar. Mehmed Âkif "İslâm" ve "Kur an" şairi, Necip Fazıl Kısakürek ise "Üstat" olarak anılırlar. Necip Fazıl ın ölümünden sonra Sezai Karakoç "Üstat" olarak anılmaya başlandı. Cahit Zarifoğlu nun büyük şiir "Yedi Güzel Adam"ın dört tanesini bu şairler topluluğunun oluşturduğu bilinir. Bu dört şairin ve Rasim Özdenören in de içinde olduğu grup Sezai Karakoç a ve Nuri Pakdil e "ağabey" diye hitap ederlerdi. Kendilerinden sonrakiler de, hangi yaşta olurlarsa olsunlar Üstat Sezai Karakoç u ve Nuri Pakdil i aynı sıfatla anmaya başladılar. Bu durum onlar için de geçerli oldu. Hemen herkes onları da "ağabey" olarak bilir. Ağabeylik de bir bilinç ve sevgi duygusu olarak belirdi. Başka kesimlerde olmayan sevgi dolu bir bağlılık. Cemal Süreya nın olduğu ortamlarda birkaç kez bulundum. Onların etrafında yer alan gençler: "Cemal" diye hitap ederlerdi. Bunu yadırgardım. Bizlerin bulunduğu ortamlarda bir büyüğe, adıyla değil kendilerine yakıştırılan sıfatlarla hitap etmek bir alışkanlık ve gelenek oldu. Bundandır ki, aralarında yaş farkı olmasına rağmen bu büyüklere "Ağabey" diye hitap edilir oldu. İslâmi bir edep ve terbiye gereği, büyüklerini adlarıyla değil, kendilerine yakıştırılan sıfatlarla anmak doğal olanı. Üstat Sezai Karakoç u, yanında "Efendim" diye anmaya başlamak da bunun bir sonucu. "Ağabey" sıfatı ile yaş sınırlarını aşarak anmak kimi zaman tepkilere neden olmuyor değil. Bu psikolojinin zararları da var. Sanatçı kişilik, şairlik, düşünürlük geri planda kalıyor. Oysa bu isimleri öne çıkaran sanatçı kişilikleri ve şairlikleridir. Zaten bu şairlere bu kadar sevgiyle bağlanışın nedeni de sanatçı özellikleridir. Toplum önüne çıkaran güzellikleri. Bu, onları hem ölümsüzleştiriyor hem de bağlanmaya neden oluyor.
İslâmi duyarlık söz konusu olunca sadece bir gruba bağlı olmak gibi bir durum söz konusu değil. Hemen her cemaatin, grubun sevgiyle, bağlanarak bağrına bastığı bir gerçek. Bu da bir farklılık ve ayrıcalık.
Başta gazeteler olmak üzere bütün medya grupları, cemaatleri, partileri veya belli kesimleri temsil ederler. Öyle olmasına rağmen hemen tamamının ortak olarak bir sevgisi vardır bu şairlere. İslâmi duyarlıklı şairler, sanatçılar ve düşünürler bir bütün kesimlerin üzerinde yer alırlar. Bu örneği Necip Fazıl da, Mehmed Âkif Ersoy da, Sezai Karakoç da görüyoruz. Mehmed Âkif in ölümsüzleşmesi büyük sanatçı kişiliğinden kaynaklanmasına rağmen, duyarlık sahibi kimselerin sahiplenişi onu kalıcı kıldı. Hatta sanatının da önüne çıkardı diyebiliriz. Şiirlerini hiç bilmeyen kimseler bile onlara bağlandı. Onlar, eserleriyle öne çıktılar, zamanla eserlerinin gücü de aşılarak kişilikleri ön plana geçti. Onlardan sonraki kuşak ve topluluk olan söz konusu şairler topluluğu aynı sevgiyi yaşadılar. Bu, ölümlerinden sonra çok daha belirginleşti.
Bu arkadaş grubu içinde şair olmayan, öykü yazarı olan Rasim Özdenören hayatta. Onların tamamını şimdi o temsil ediyor. Ona daha çok özenmemiz gerektiği ve hatta el üstünde tutulması gerektiği duygusu ister istemez baskınlaşıyor.