Son olarak Şubat ayında Prof. Dr. Bekir Karlığa, ben ve eşim ile ziyaret etmiş, epeyce bir süre konuşmuştuk. Ama bir yandan da yorarız endişesi vardı içimizde. Konuşma ihtiyacından çok, birlikte olmanın hoşnutluğunun konuşmasına yansıdığını hissediyorduk. Şubat ın son haftasından Mart ın 21 ine kadar benim için sıkıntılı günlerin sürmesi, hiç değilse telefon ile haberdar olmamı da önledi. Eşimin Hakk a yürüyüşüyle birlikte telefon ile haber alma imkanım kalmadı. Çünkü telefon ile konuşmada bile, rahatsızlığı dolayısıyla eşimi soracağını biliyordum. Buna vereceğim cevap yoktu. Daha doğrusu eşimin vefatını söyleyebilecek kadar yürek dayanıklığı içinde değildim.

Sanatının, şairliğinin 50. yıl kutlamalarına, bazı toplantılara, radyo programlarına katılmış olsam, Yedi İklim in özel sayısına yazıyla katkıda bulunmuş olsam da, içimdeki sızının sızıntısı hep devinip durdu. Kuşkusuz hakdı ölüm. "Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm" (Nida Beyitleri, Sebeb ey) nitelemesi, aslında "uzak" ve "yakın" olmasıyla ilgili değildir. Ölümün "uzak" ve yakın"lığı onun gerçekliğini temellendirmiyor. Bilincimizi ölüme müteyakkız olmaya yönlendiriyor, hazırlıklı olmaya çağırıyor.

"Bir gün öleceğim biliyorum / Bunu her an ölür gibi biliyorum / Anamın yüreğinde bir kor / Ölene dek sönmeyecek bir ateş / Kımıldanıp duracak hep / Karım bomboş bulacak dünyayı / -N olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak / Oysa insan yalnız ölür."

Evet, "insan yalnız ölür", ama aynı zamanda "tecrübesi" imkansızdır ölüm. Onun için "Ölüme en çabuk dostlarım alışacaklar /- Yaşayıp gidiyorduk yâhu / Ne vardı acele edecek! / Diyecekler" diyebilecekler mi Ölümün gerçek, Tolstoy un "Üç ölüm"ünde apansız bir duygu irkilmesiyle "Tek gerçek ölümdür" olmasını tesbit etmek, Kabul etmeyi ima etse de, sorun kabul ve red ikilemine indirgenememektedir.

Ama, gerçek olan Adil Erdem Bayazıt ın "tek gerçek" olan ölümü, tek, kesin, açık olarak tecrübe etmiş olmasıdır. Anlatılamayan, bir başkasına aktarılamayan, ikinci kez denenemeyen, aslında bilgimizin konusu, akıl ve duygularımızın malzemesi kılınamayan, ancak öyle sandığımız ölümü tecrübe etti ve sustu Erdem Bayazıt da. "Bir gün öleceğim biliyorum" tesbiti buraya aittir, onun için ölüm karşısında durabilmemizi sağlayamıyor. Ne ki "iman" insan ve nimeti bahşedilmiş de, hayatımızı böyle yaşanılır kılabiliyoruz.

Erdem Bayazıt saf, coşkulu, o kadar da mahrem "iman"ını şiirine birebir yansıttı. Yaşadığı hayatın, ülkesinin, toplumunun, dünyanın saf ve coşkulu olabilmesi, kılınabilmesi için yoksunluklara rağmen mücadele etti. Saflık ve coşkusu onu hep "ümitvar" tuttu.

Bin yıllık Anadolu ruhunu keşfetmekten ziyade ifşa etti şiirlerinde: "Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak / Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana / O inanmışlar çağının" (Birazdan Gün Doğacak, Sebeb ey)

Kuşkusuz herşey fanidir, Allah tan gayrı ve her canlı ölümü tadıcıdır. Evet ölümü tadmak! "Gürültü susar ses donar sevgi tohumu patlar / Sessiz bir bombadır konuşur derinlerde."

Erdem Bayazıt sustu derken, "sessiz bir bombadır konuşur" anlamını işâret etmiş de oluyoruz.

Rahmet diliyorum. Allah cemil ve cemaliyle tecelli etsin. Ailesine, dostlarına, sevenlerine, vurgunu olduğu Anadolu insanına, coğrafyasına, toprağına, dağına, ovasına, havasına, göğüne bile sabr-ı cemil diliyorum.

Ruhun şâd olsun saf ve coşkun adam!