Merhum dedemin kitaplığından enfes bir kitap alabildim

yanıma Bursa dan göç ederken. Abdülkadir Geylani hazretlerinin sohbetlerinin

bir araya toplandığı bu kitap günümüzün katranına panzehir olacak cinsten.

Allah nasip ederse her hafta bir sohbetini okuyup sizlerle şifa saatleri

olarak paylaşacağım. Böylece hem kendimizden dışarıya çıkacağız hem de hikmet

arayışına koyulacağız.

İlk olarak kırk dördüncü sohbeti seçtim. Sanırım sohbetin

konusu beni çekti. Dünyada Müminin Hâli başlıklı bu sohbet içinde

bulunduğumuz aldatıcı dünyanın aslında nasıl bir zindan olduğunu işaret ediyor.

Mümin olan insan ilk olarak dünya ile bağını koparır. Bu

esasen mecaz bir kopuştur. İşleri terk etmek dünyayı ihmal anlamı yok burada.

Kopuş kalben gerçekleşir. Kalpte dünyaya dair zerre miktarı sevgi olmaz. Dünya

mümin için Allah ın insanı gönderdiği ve Onun belirlediği süre içinde

tamamlaması gereken bir süreçtir. Kul ancak Allah izin verdiğinde bu izbe

karanlık yerden çıkabilecektir. İşte o güne kadar her müminin kalbi keder

denizidir. Her gün sevgiliden ayrı kalınan bir azap günüdür.

Bu sebeplerle kul Resulullah a salât eder onun elini

tutmak için çırpınır. Bu karanlık kuyudan bizi çıkarabilecek olan yegâne el

Resulullah ın elidir. Onun aydınlığı bizim kara yolumuza bir fener tutar. Yolun

sonu ise sevgilinin makamıdır. İşte oraya kavuşabilen her mümin dünyadan bir

kez daha vazgeçer. Yüce Rabbimizin aydınlığında nurunda kendinden geçer. O

güzellik onu öyle kapsar öyle kuşatır ki dünya gözüne çirkin bir cadı gibi

görünür. Her yanından irin akan korkunç bir cerahate benzer. İşte mümin bu pis

cerahate bir daha bulaşmak istemez ve oracıkta Rabbin huzurunda aklı başında

değil ve divaneyken dua ediverir. Rabbim der bana şu dünyayı bir gün olsun

sevdirtme. Bir gün olsun senden gayrısına sevdiğim dedirtme. Sen benim sevdiğim

yegâne yâr ol. Sonra sarhoş olarak dünyaya döner. Sarhoşluk hâli geçince bu

sözlerini unutur ve tekrar dünyaya dalar. Fakat huzurda yaptığı dua Allah ın

kabulünden geçtiği için dünyaya istese de meyledemez. Burada çok ciddi bir

sınır var. İsyan ile sabır sınırı. Yani ya bu hâli hatırlayıp Rabbimize rıza

göstereceğiz razıyım bir çilehanedir bu dünya diyeceğiz ve bu sözden sonra

sabra duracağız ya da o korkunç uçurumdan aşağıya yuvarlanıp zelil olacağız.

Allah bize sözümüzü unutturmasın. Biz o sözü bezm-i elestte verdik. Bu yükü

almayı kabullendik ve geldik dünyaya. Artık ne isyana ne de intihara hakkımız

vardır. 

Sohbetin devamında ise haram yemenin kalbi öldürdüğünü

söylüyor Geylani hazretleri. Günümüzdeki pek çok kirin günahın ve fecaatin

sebebi de anlaşılıyor böylece. Faiz ile beslenen her mide aslında ateş ile

dolmaktadır. Böylece haramla beslenen kulun kalbi ölüyor ve farz olan

ibadetleri yapmak kendisine zor geliyor. Bu noktada durup bir düşünelim acaba yakın

zamanda faizli bir şeyler yiyip içtik mi ki namaz kılmak bize güç gelir oldu

Helal ile beslenen kulun kalbi temiz olurmuş böylece yapılan ibadetten zevk

alınır aşk ve şevkle huzura durulurmuş.

Son olarak da kalpteki putları anlatmış Geylani hazretleri.

Bir evde nasıl suretler varken oraya melekler girmiyorsa sizin kalbiniz

putlarla doluyken Allah oraya nasıl girsin, diyor. Bu minvalde anlıyoruz ki

kalbimizi fani olan tüm sevgi ve hasretlerden arındırmadıkça kalp boş ve temiz

bir haneye dönüşmez yok yere kendimizi kalbimizin temiz olduğuna

inandırmayalım. Bir kula duyulan aşk da bu suretlere dâhildir, bir ev bir araba

almak isteği de. Her kim kalbinden bunları çıkartma güzelliğini başarabilirse

yüce sevgiliyi yani Allah ı kalbinde bulur. Onun sığarım dediği yer bizim

kalbimiz. Kalplerimizi Allah için ayarlayalım arındıralım. Gayrısından ne hayır

vardır ne menfaat. Ne vefa vardır ne güzellik ne de sonsuzluk. Gayrısı yalnızca

felaketimizdir. Bizim hüsranımızı kalplerimizdeki putlar getirir. Ömrümüzü boş şeyler

uğruna heba etmekten Allah a sığınalım.  

Haftaya farklı bir sohbet üzerine düşünmek üzere...