Her gün namazımızın her rekâtında Rabbimizden istekte bulunurken, “İhdinassıratalmüstekıym. Sıratallezineenamte aleyhim/Bizi, doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiğin (nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihler) kimselerin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil” diye dua ediyoruz.

Parantez arasında verdiğim önder ve örneklerimizi bize bildiren Rabbimizdir.

Nisa Suresi’nin 69’uncu ayetinde, “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar.” Bu yolda yürüyenlerin kimler olduğunu haber vermiş.

Şehit, İslam’ın izzetini ayaklar altına aldırmamak için canını verendir.

Şehit, şeytanlaşmış insanlara boyun eğmektense Rahman’a canı kurban edendir.

Şehit, düşmana baş eğmekle barış olmayacağını kanıyla yazandır

Şehit, şahsiyetini kirletmeyen, içi kirlilerin bastıkları yerleri kanıyla yıkayandır.

Şehit, saldırgan ve çıldırgan gavur sürüsünün önüne kanını ve  tenini kalkan yapandır.

Şehit, dünyada ölümsüzlüğü arayanlara yol gösterendir.

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Bilakis onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz” (Bakara Suresi, ayet: 154).

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayınız. Bilakis diridirler, Rableri katında rızklandırılırlar.

Allah’ın onlara fazlu ihsanından verdiğiyle sevinçlidirler ve onlara arkalarından henüz katılmayan (gazilere): ‘Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar’ diye müjde vermek isterler.

Onlar, (şehitler) Allah’tan olan bir nimeti ve fazlu ihsanını ve şüphesiz Allah’ın mü’minlerin mükâfatını zayi etmeyeceğini, müjdelemek isterler.

Kendilerine (savaşta) yara isabet ettikten sonra, Allah ve Resulün çağrısına uyanlara, iyilik yapanlara ve sakınanlara büyük mükâfat vardır.

Onlara (müminlere), insanlar: ‘Şüphesiz düşmanınız olan insanlar, sizin için kuvvetlerini topladılar. Onlardan korkunuz’ dedi de, bu onların imanını artırdı ve onlar: ‘Allah bize yeter o ne güzel vekildir’ dediler.

Bunun üzerine kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan ve fazlu ihsan ile geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Allah büyük fazlu ihsan sahibidir.” (Al-i İmran Suresi, ayet: 169–174).

Gönlünü Rahman’ın kitabına açan, gözünü Rabbin rızasına diken Müslüman’ın gözü, görmez dünyanın güzelliklerini.

Dünyayı ahiretin tarlası olarak görür.

Malını, ilmini, bütün varlığını Yaratan uğrunda dağıtır.

En sonunda kendisine hayat veren kanını da akıtır bu yolda.

Değişmeyen ecelin en güzeliyle dünya hapishanesinden, cennete uçandır şehit.

Habil’den bu yana kâfirlerin, katillerin katlettiği şehitlerle doldu bu dünya.

Yahudilerin öldürdüğü peygamberlerle taçlandı topraklar.

Dünyanın üstü İslam’ın şahitleriyle dolu.

Rabbimiz buyurur: “Böylece sizi insanlara karşı (her türlü aşırılıktan uzak) orta yolu izleyen, adil bir ümmet kıldık ki insanlara karşı (doğruluğun) şahitleri olasınız ve Resul de size şahit olsun. Sen’in üzerinde bulunduğun Kâbe’yi kıble yapmamız, Resule uyanlarla iki topuğu üzerine geri dönenleri ayırt etmek içindir. Şüphesiz bu büyük bir olaydır. Ancak Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kişilere (büyük ve ağır) değildir. Allah imanınızı boşa çıkarmaz. Şüphesiz Allah insanlara şefkat eden ve esirgeyendir” (Bakara Suresi, ayet: 143).