Bismillahirrahmanirrahim;
Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.
Bir seçimi daha geride bıraktık, ama tartışmaları devam ediyor. Kazandım diyenler, kaybetmemek için direnenler, itirazlar ve karşı savunmalar, taktik savaşları ile meşgul edilen toplum, “topal ördek” muhabbetleri, maç bittikten sonra neticeyi değiştirme çabaları, bütün bunlar toplumu yoruyor ve bıktırıyor. Bir türlü gerçek gündeme dönemiyoruz. “Gerçek günden nedir” biliyor muyuz? Herkese göre, farklı tanımların yapıldığını hissediyor gibiyiz. Birisi soruyor? Dava, dava diyoruz da, birisi bana bu “davanın” ne olduğunu bir anlatsın da öğrenelim. Soran soruyor da, soruyu sorduğu AK Parti camiasının içinde, sorunun cevabını bilen de, cevabını verecek olan da yok! Arif olanlar, dava; “koltuk ve rant” davasıdır diyorlar. Dünya imkânları, birileri için “çocuğun ağzındaki emziğe” benzetilmiştir, ağzından alınınca ağlıyorlar işte. Toplum; fıtratın gereği sahiplenmesi gereken değerlerden habersiz, anlamsız ve gerçekliği olmayan bir hayalin ve hayaletlerin peşine takılmış, meçhul bir istikamete doğru akıp gidiyor. İşin sonunda ne ile yüzleşeceğinden habersiz bir şekilde, çoğunluğu hak sebebi sayarak, hakikati, adaleti, hakkaniyeti, ahlakı, kul hakkını ayaklarının altına alabiliyor. Ey Müslüman’ım diyen toplum, ne olur, gerçek gündemin dayanağı olan “Fatiha”yı, ahkâmını idrak ederek, verdiği mesajları özümseyerek bir okuyun da; küfür, israf, azgınlık, sapıklık, faiz, kumar, içki, zina, bina, ihtilaf ve kargaşa, kandırma, kışkırtma, nifak, yalan dolan, iftira, kutuplaştırma, zulüm, baskı gibi hatalı davranışlar karşısında dik durunuz. “Hesap gününün sahibine” verilecek hesabı düşünerek, ilahi rızaya uygun, müstakim olan bir istikamete doğru yolculuk yapmak, tek hedef olmalıdır. Küfür, şirk ve nifak mikrobundan kurtulmak için “Milli Görüş” ilacına yönelmek gerekir. Batılın egemenlik ve iktidarı; iman, Allah’a kulluk, adalet, huzur ve saadet, samimiyet ve dürüstlük için önemli bir engeldir. Batılın egemenlik ve iktidarının en önemli alameti ise, haramlar, israf, yolsuzluk ve faiz ile yönetmektir. Müslüman; adil olur, zalim olmaz. Müslüman; İslam’a teslim olur, şeytan ve adamlarının üretip telkin ettiği vesveselere teslim olmaz. Müslüman bir toplumun gerçek gündemi; “İslam’ca düşünmek, İslam’ca yaşamak ve Müslüman olarak ölmek” olmalıdır ve her türden insanın aradığı saadet buradadır.
GÖRELİM ARTIK…
Kötülükler ile mücadele etmeyen iktidarlardan hayır gelmez. Dönemlerinde Erdoğan ve iktidarı, hiçbir kötülükle mücadele etmemiştir. Faiz, bir kötülüktür ve zulümdür, bu kötülükle Erdoğan ve iktidarı mücadele etmiyor. 17 yılda faize yaklaşık “300 milyar dolar” ödeme yapmışlardır. Kumar, bir kötülüktür, bu kötülükle de hiçbir zaman mücadele edilmiyor, aksine teşvik ediliyor. Spor Toto, Milli Piyango, Altılı Ganyan gibi bahis oyunlarının cirosunun artırılması için her türlü düzenleme yapılmıştır. İçki, bir kötülüktür, bu kötülükle de hiçbir mücadele yapılmıyor. Erdoğan ve adamları “iki rakı fabrikasını, on sekiz fabrikaya” çıkarmakla övünmektedirler. İsraf, bir kötülüktür, bu kötülükle de mücadele edilmiyor, “itibardan tasarruf yapılmaz” denilerek, israfa kılıf hazırlanmıştır. Zina ve düğer sapkın ilişkiler, bir kötülüktür, bu kötülükleri teşvik eden AB yasalarını “Erdoğan iktidarı” çıkarmıştır. “Domuz” AB’nin simgesi ve Batı medeniyetinin şiarıdır. “Domuzu” kasaplık hayvan sınıfına sokan Erdoğan ve iktidarı olmuştur. Materyalist eğitim, bir kötülüktür, bu eğitimi, milli bir eğitim haline getirmek için tek bir adım atılmamıştır. Aksine AB’nin bütün talepleri dikkate alınarak, eğitimin daha da materyalist hale gelmesi sağlanmıştır. Ilımlı İslam projesi materyalist eğitimin önemli bir ayağı olarak kullanılmıştır. Dikey yapılaşma bir kötülüktür, Erdoğan ve iktidarı döneminde dikey yapılaşmanın geldiği nokta ortadadır. Helali harama karıştırmak bir kötülüktür. Bu kötülük de teşvik edilmiştir. Türkiye’de sistem değişmiştir. Parlamenter sistemden, “tek kişilik hükümet” sistemine geçilmiştir. Artık, parti iktidarı yoktur, kişi iktidarı vardır. Bu sisteme geçildiği günden itibaren “icraatın” tek sorumlusu vardır. O da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erdoğan; hem devlettir, hem de hükümettir. İyi icraatlar için övülecek, kötü icraatlar için de yerilecek olan tek kişi Erdoğan’dır. “Gücü olsa yapar” savunmasının hiçbir karşılığı yoktur. Her türlü atamanın ve kararın tek imza ile görüldüğü bir ortamda bu savunma, boşta kalmaktadır. Bilinmelidir ki, bundan böyle her türlü iyiliğin de, kötülüğün de tek sorumlusu Erdoğan’dır. Bu böyle bilinmelidir.
ÖLÇÜ
Müslüman; ölçüsü “hak ve adalet” olan kimsedir. Bu bakımdan fanatik AK Parti sözcülerinin seçim öncesi ve sonrası Saadet Partisi ile ilgili “milleti sattı”, sizin yüzünüzden AK Parti bazı şehirlerde belediye başkanlığını kaybetti gibi ithamları mesnetsiz ithamlar olarak tarihteki yerini alacaktır. Bu seçimlerde AK Parti’nin kazandığı yerleri de, kaybettiği yerleri de AK Parti Genel Başkanı Erdoğan kazanmıştır veya kaybetmiştir. Ankara’nın Elmadağ ilçesini CHP kazanmıştır. Bir gece yarısı operasyonu ile kim Saadet Partisi Elmadağ Belediye Başkan Adayı’nı kaçırıp adaylıktan çekilmesini sağladı ise, Elmadağ’da seçimi CHP’ye, o kazandırmıştır. İstanbul’da AK Parti’nin seçimi kaybetmesinin suçunu da, kimse Saadet Partisi’ne yüklemesin. İstanbul’da seçimin CHP lehine sonuçlanmasının sebepleri; 1. Erdoğan’ın, “Saadet’in İstanbul’da adayı yok” ifadesi, 2. Ülke TV’de Ekrem İmamoğlu ile yapılan program, 3. Soylu’nun İstanbul’da Saadet “milleti sattı” söylemi, 4. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul adayları ile TRT’de yaptığı programda verilen görüntü, 5. Fanatik AK Partililerin sahada CHP adayı Ekrem İmamoğlu’na karşı saldırgan tutumu ve İmamoğlu’nun bu saldırıları tebessümle karşılaması hususlarıdır. Saadet Partisi, Türkiye’nin her yerinde kazanmak için seçime girmiştir. Saadet Partisi, kötülüklerin karşısında, iyiliklerin yanında olan “tek dava” partisidir. Selam hidayete tabi olanlara…