Cumhurbaşkanı Erdoğan son günlerde peş peşe çok sert açıklamalar yapıyor.




“İnsanlık İsrail’i durdurmalı.”
“Döktükleri kanın hesabını verecekler.”
“İsrail bir fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür.”
Bu sözleri duyunca insan ister istemez düşünüyor.
Keşke bu sözlerin sahadaki karşılığını da aynı netlikte görebilsek.
Çünkü artık millet sadece ne söylendiğine değil, ne yapıldığına bakıyor.
Gazze hâlâ abluka altında.
İsrail saldırıları devam ediyor.
Filistinliler hâlâ bombalar altında yaşam mücadelesi veriyor.
Bu nedenle vatandaş doğal olarak şu soruyu soruyor:
Madem İsrail bu kadar yalnızlaştırıldı, bu kadar sıkıştırıldı, neden sonuç değişmiyor?
Tam da bu dönemde ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamaları dikkat çekiyor.
Barrack sadece Türkiye ile İsrail arasında ilerleyen dönemde iş birliği görülebileceğini söylemedi.
Daha ileri giderek Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin dikkat çekici mesajlar verdi.
“1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz.” dedi.
Ardından Osmanlı’nın millet sistemini örnek gösterdi.
Farklı toplulukların merkezi bir yapı içerisinde yüzyıllarca birlikte yaşayabildiğini anlattı.
Şimdi durup düşünelim.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi neden bugün Osmanlı’yı anlatıyor?
Neden ulus devlet modelini sorguluyor?
Neden tam da Irak’ın, Suriye’nin, Filistin’in ve İran’ın konuşulduğu bir dönemde bu açıklamaları yapıyor?
Bana göre bu soruların cevabı önemlidir.
Çünkü Ortadoğu’da uzun zamandır adım adım ilerleyen bir dönüşüm yaşanıyor.
Irak’ın kuzeyinde yıllardır inşa edilen yapı…
Suriye’de yaşanan büyük değişim…
İran’ın giderek daha fazla hedef haline getirilmesi…
Bütün bunlar yan yana getirildiğinde insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba bölgede yeni bir siyasi harita mı hazırlanıyor?
Çünkü İran’da ABD ve İsrail’in istediğini tam olarak alamaması, İran’ı giderek daha büyük bir hedefe dönüştürüyor. Bu nedenle bölgede yaşanan birçok gelişmenin, İran’ı yeni bir çatışmanın merkezine çekme amacı taşıdığı yönündeki şüpheler de güçleniyor.
Suriye’de yaşanan gelişmelere de bu açıdan bakmak gerekiyor.
Çünkü yıllarca İsrail’in tehdit olarak gördüğü İran etkisi ve Esad yönetimi büyük ölçüde tasfiye edildi.
Bugün ortaya çıkan tablonun kime yaradığı sorusu ise hâlâ cevap bekliyor.
İşte tam da bu süreçte içeride yeniden sert İsrail söylemlerinin yükselmesi dikkat çekiyor.
Özellikle seçim atmosferinin hissedilmeye başlandığı dönemlerde…
Çünkü bu millet daha önce de benzer süreçler yaşadı.
Gazze için büyük sözler duydu.
Filistin için büyük vaatler duydu.
Mescid-i Aksa için büyük meydan okumalar duydu.
Fakat bugün dönüp baktığında Gazze’nin hâlâ abluka altında olduğunu görüyor.
Bu yüzden vatandaş artık sözlerin büyüklüğüne değil, sonuçların büyüklüğüne bakıyor.
Gazze kurtulmuş mu?
Abluka kırılmış mı?
İsrail geri adım atmış mı?
Asıl mesele budur.
Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:
Bir ülkenin ne söylediğinden çok, sonunda kimin çıkarına sonuç ürettiğine bakmak gerekir.
Bu yüzden bugün hem Barrack’ın Osmanlı övgülerini hem de seçimlere yaklaşırken yükselen İsrail söylemlerini birlikte okumak gerekiyor.
Belki de asıl soru şudur:
Ortadoğu’da yeni bir düzen kurulurken, millete başka bir hikâye mi anlatılıyor?