2002'deki dünya üçüncülüğüyle sonuçlanan turnuvadan bu yana tam 24 yıl geçti. Nesiller değişti, efsaneler futbolu bıraktı, bizler televizyon başında hep başkalarının hikayelerini izlemek zorunda kaldık. Türkiye A Milli Futbol Takımı'nın, çeyrek asırlık hasretin ardından nihayet ait olduğu devler arenasına, Dünya Kupası'na dönüşü hepimiz için büyük bir gurur kaynağıydı. Ancak Avustralya karşısında alınan açılış yenilgisi, bu coşkulu kavuşmanın üzerine adeta soğuk bir duş etkisi oluşturdu. Sadece kaybedilen üç puan değil, sahaya yansıyan oyun ve taktiksel kilitlenme, kalan maçlar için ciddi tehlike barındırıyor.

Bu mağlubiyetin faturasını sadece sahada ter döken oyunculara kesmek kolaya kaçmak olur. Asıl yüzleşmemiz gereken gerçek, teknik direktörümüz Vincenzo Montella'nın "idealist" ama turnuva gerçekliğinden uzak taktiksel inadıdır.

Forvetsiz Oyun Dünya Kupası'nda İşlemez

Montella'nın Avrupa Şampiyonası sürecinde ve eleme maçlarında zaman zaman meyvelerini topladığı "forvetsiz" veya "sahte dokuzlu" sistem, Avustralya'nın fiziksel ve disiplinli yapısı karşısında iflas etmiştir. İki sistem arasındaki uçurumu dünkü maçta acı bir şekilde tecrübe ettik:

  • Hedef Adam Eksikliği: Topa sahip olduk, kanatlara indik, ceza sahası etrafında mekik dokuduk ama son vuruşu yapacak, stoperlerle boğuşup arkadaşlarına alan açacak bir "9 numaranın" eksikliğini her atakta hissettik.

  • Yeteneğin İsrafı: Barış Alper Yılmaz gibi dinamik kanat oyuncularını veya orta saha kurgusundaki yeteneklerimizi en uçta izole etmek, onların asıl verimli oldukları alanları yok ediyor. Avustralya'nın 1.90'lık stoperlerinin kucağına atılan her top, rakip için kolay bir savunma pratiğine dönüştü.

  • B Planının Olmaması: Maç berabereyken veya geriye düştüğümüzde kapanan savunmaları açmak için ceza sahası içinde kaosu yönetecek bir forvete ihtiyacımız vardı. Ancak yedek kulübesinden sahaya yansıyan bir reaksiyon göremedik.

Turnuva Futbolu Pragmatizm Gerektirir

Dünya Kupası telafisi olmayan, kısa ve acımasız bir maratondur. Burada "göze hoş gelen taktiksel denemelerden" ziyade, sonuca giden "pragmatik" doğrular kazanır. Avustralya gibi takımlar size geniş alanlar bırakmazlar; sizi ceza sahası etrafında pas yapmaya zorlar ve en ufak hatanızda cezayı keserler. Böyle maçlarda kilidi açan şey ince paslaşmalar değil, ceza sahası içinde pis topları gole çevirecek klasik bir golcü içgüdüsüdür.

Bundan Sonra Ne Olmalı?

24 yıl bekledikten sonra bu turnuvaya sadece üç maç oynayıp veda etmek, bu jenerasyona yapılacak en büyük haksızlıktır. Montella'nın şapkasını önüne koyup, kendi futbol felsefesini Dünya Kupası'nın gerçekleriyle harmanlaması gerekiyor. Kalan maçlarda ceza sahasında varlık gösterecek, rakip savunmayı yıpratacak Can Uzun, Deniz Gül gibi bir forvetli sisteme geçiş yapılmazsa, o çok özlediğimiz kupa macerası başladığı gibi hüsranla bitecektir.