“Hikâye kalmadı, yenisi yazılıyor”. Bu yorum ANDY-AR Araştırma şirketi Başkanı Faruk Acar’a ait. Aslında belediye başkanlarının istifa ettirilmeleri, burada da ifade edildiği gibi yeni hikâye arayışlarından başka bir şey değil. Bu süreçler yönetilirken de maalesef, hiçbir kıstas dikkate alınmıyor. Varsa yoksa girilecek seçimleri kazanmak tek hedef.
Tabi ki bir siyasi partinin meşru zeminde seçimlerden galip çıkmak için uygun gördüğü kararları almasından daha doğal olan bir şey olamaz.
Ancak bir iş bu kadar mı temel siyasi değerler dikkate alınmadan yapılabilir?
Hep soruldu biz de hatırlatalım. Eğer başkanlar hakkında bir suç isnadı varsa hukuk hiçe sayılarak görevden ayrılmış olmaları aklanmaları için nasıl yeterli oluyor? Herhangi bir suçları yoksa bu şekilde aba altından sopa gösterilerek istifaya zorlanmaları bırakın demokratik olup olmadığını, insani bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir mi? Milletin tercihiyle iş başına gelmiş bu kişiler partilerinin yazacağı yeni hikâyelerin kurbanları olarak seçilmeleri ne kadar adil bir karardır? Ayrıca aynı şekilde neden milletvekilleri için de benzer süreçler işletilmiyor? Aday gösterilmeyecek vekiller için seçimler bekleniyorken, başkanlar için bu kadar acele etmenin gerekçesi nedir? Bu zamana kadar yapılan bütün yanlışların sorumluları sadece belediye başkanları mıdır? Ülkenin siyasetini belirleyen meclis değil mi? Çıkarılan kanunları onaylayanlar belediye başkanları mı? Bu istifalardan tam olarak beklenen nedir? Algı yönetmek siyasette elbette önemlidir tamam da, algıları yönetmek ülke idaresinin önüne bu kadar mı geçirilir? Veya soruyu bir de şöyle soralım. Millet nezdinde kaybedilen itibar bu istifalar üzerinden geri kazanılabilir mi?
Şimdi de başlıktaki soruyla birlikte aşağıdaki sorulara cevap bulmaya çalışalım. Öncelikle belediye başkanı olan kişi seçildikten sonra ilk etapta kime karşı sorumludur? Sadece kendisini aday gösteren veya oy veren insanların belediye başkanı mıdır? Elbette kendisine oy versin, vermesin bütün bir beldenin halkına karşı hem hukuken, hem de insani açıdan sorumludur. Bu gerçeklere rağmen nasıl oluyor da, böylesine maddi ve manevi yükümlülüklerle işbaşına getirilen başkanlar yaşadıkları beldeler dâhil, hiçbir kimseye makul bir açıklama yapılmadan görevlerinden el çektiriliyorlar?
Peki, vali ve belediye başkanı arasındaki fark nedir? Yani atanmış ne demektir, seçilmiş kime denir? Bilindiği gibi birisi doğrudan hükümet tarafından atanır. Diğeri ise hükümet veya muhalefet olsun fark etmez partisi tarafından aday gösterilir. Ancak validen farkı milletin onayıyla iş başına gelmesidir. Siyasi irade bir vali hakkında tasarrufta bulunsa, bazen bu karar yanlış da olsa, sonuç itibariyle herkes bunun hukuk içinde alınan bir karar olduğunu bilir. Ancak partisi tarafından atanmışlığı doğrudan millete tescil ettirilen belediye başkanına, her ne kadar siyasi bir kişilik de olsa salt atanmış bir şahsiyet muamelesi yapmak seçim , demokrasi, milli irade gibi herkesin önem verdiği değerleri toptan zaafa uğratır.
Bununla birlikte bendeniz görevden ayrılmaları için baskıya tabi tutulan başkanları başarılı bulduğum için mi bu itirazlarımı dile getiriyorum? Hayır! Aksine rantı merkeze alan uygulamalarının şehirleri perişan ettiğini ve bütün bunların şehirlerin ruhuna darbe vurduğuna inanıyorum. Onlar bütün bu yanlışları yaparlarken de, kim bilir hangi partilinin baskısıyla hareket ettiler orasını da Allah bilir.
Ancak benim bildiğim bir şey var ki, bundan sonra seçilen her belediye başkanının öncelikli gayesi, nasıl hizmet ederim de milletin gönlünü kazanırım endişesinden önce, en azından seçildiği dönemi tamamlamak ve koltuğunu korumak için yanlış da olsa partisinin her dediğini yapmak olacaktır. Bütün hatalarına rağmen, en azından böylesine tehlikeli bir geleneği oluşturma potansiyeli taşımasından dolayı başkanların istifaya zorlanmaları doğru bir hikâye yazma tekniği değildir.