Bir kavramın tanımı, tanımlayana göre şekil alır. Bir kavramın çerçevesi, o kavramı tanımlayan tarafından belirlenir.

Kavramı tanımlayan, değişmez gerçek kabul ettiği sabiteleri esas alarak kavramları tanımlar. Bu sabiteler aynı zamanda kişinin baktığı/durduğu yer hakkında, diğer bir ifadeyle konumlanması hakkında da bilgi verir.

Kavramlar, temel esaslara göre şekil alır.
Kişinin baktığı yer; idrakini, anlayışını, tutum ve davranışlarını doğrudan belirler. Baktığı yer ile uyumsuzluk yaşarsa kişi, zaten bir süre sonra baktığı yeri değiştirmek durumunda kalır. Zira eylediği ile söylediği bir olamıyorsa yabancılaşma kendiliğinden zuhur eder. Bunun neticesi ise eksen değiştirmek ya da eksenini yeniden bulmak olur.

Kişinin baktığı yer; kendi kimliğini belirler. Onun içindir ki, modern dönemde dinin yerine ikame edilmeye çalışılan ideolojiler, müntesiplerine sabiteler belirlemek durumunda kalmıştır.
Ben Müslüman’ın diyen bir kişi için değişmez sabiteler vardır. Karşılaşılan bütün kavramlar İslam’ın temel sabitelerine/esaslarına göre anlam kazanır.

En temelde insan, toplum ve devlet nasıl tanımlanmalı sorusunun cevabını, İslam’ın temel esasları belirler.

Nihayetinde İslam’a teslim olan kimse belki daha önce başka anlamlar yüklediği kavramları İslam olduktan sonra yeniden tanımlamak durumunda kalır.
İslam inancında kişinin herhangi bir durum/gelişme karşısında konumlanması hususunda üç temel kavrama işaret edilir. Bunlar; ifrat, tefrit ve itidaldir.
İfrat radikalliği, tefrit ılımlılığı, itidal orta yolu/makul olmayı ifade eder.
Herhangi bir halin ifrat, itidal ya da tefrit olarak nitelendirilebilmesinin kararı kişiden kişiye değişmez. İslam’ın temel esasları belirleyici olur.

Hatayı küçük görmek de gereğinden fazlaca büyütüp başka sorunlara yol açmak da doğru değildir. Ancak bir şeyi olmadığıyla itham etmek asla kabul edilemez. İtidal olanı radikalmiş gibi göstermek, bunu gösterenin mutedil olmadığının ve radikal olduğunun göstergesidir.
Bu durum aynı zamanda bu radikal tanımlamasını yapanın sabitelerini de ifşa eder. Bilinçaltını orta yere döker.

Neslin korunması için çaba gösteren, cinsiyetsizleştirme projesine karşı uyanık olan insanları “radikal kafa” diye tanımlayanlar bilinçaltlarını ifşa eder.
Aslında şecaat arz ederken sirkatin söylerler.

Bu çıkışlarıyla her ne kadar dillerinde başka sözler dolansa da, bilinçaltlarında nesillerin korunmasının idrakinde olmadıkları, küresel planlara karşı durmadıkları ayan beyan ortaya çıkar.
Hem de bunu kadın hakları retoriği üzerinden bühtan ederek ve gerçeği saptırarak yaparlar.
İşin doğrusu bu, çok şaşılacak bir durum da değildir. En azından tarihsel süreci bilenler için bu durum garip gelmez. 2007 seçimlerinde “siz Cumhuriyet mitingleri yaptıkça iktidara yarıyor, bunu yapmayın” diye uyarıldıklarında “biz de kendi kitlemizi bu şekilde tatmin ediyoruz” demeleri düşünülünce bugünkü açıklamaları anlaşılır hale gelir.

Üzücü olan, bugün itham içerikli bu sözleri tevil etmeye çalışanların düştüğü haldir.
CHP korkusu ile AKP’ye razı edenlerle, AKP korkusu ile CHP’ye razı etmeye çalışanları görünce, her zaman bu milletin önüne alternatifi ortaya koyan ve bu sayede çığır açan Millî Görüş siyasetinin önemi çok daha iyi anlaşılır hale gelmektedir.