Ankara Adliye Camii’nde yaz Kuran kursu açamazsınız’ diyen, açan için savcılığa suç duyurusunda bulunan, bir avukat dava açmış” deseler, ben inanmazdım ama maalesef böyle bir olay gerçekleşmiş.

Savcılık takipsizlik kararı verince dava, HSK’ya taşınmış.
Haberi okudum, internete sordum, haberi birçok haber ajansları ve gazeteler de vermişler.
Cumhuriyet gazetesi, haberi…
“Anayasayı ortadan kaldırmaya çalışmak, görevi kötüye kullanmak, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engellemek ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılamak, çalışanları ayrıştıracağı ve fişleyeceği” şeklinde vermiş.

Devletin kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir camide, yine Diyanet’in emriyle yaz Kur’an kursu açılmış ve bir kişi onu engellemeye çalışıyor.
Sorun, davayı açanda değil.

Sorun, böyle bir insanın böyle bir hale gelmesinde katkısı olan herkestedir.
Ailelerimizde, okullarımızda çocuklarımıza neler veriliyor ki, insan bu hale geliyor.
Dava dilekçesini yazan elleri yaratan Allah.
Dava dilekçesinde yazılacak kelimeleri bulan ve sıraya dizen aklı yaratan Allah.
Dilekçe vermek için yolda her bir dakikada en az yirmi defa nefes aldırıp verdiren Allah.
Yürüyen ayakları yaratan Allah.

Ve o Allah celle celalühün bize bu dünyada iyiliği, doğruluğu, güzelliği, rahmeti, merhameti, adaleti, yardımlaşmayı öğreten, cana, mala, akla, dine, çocuklarımıza gelecek zararları önlemek için yol gösteren, Allah kelamı, Kur’an-i Kerim’in, Diyanet’e bağlı camide, isteyenlere okutulmasına karşı olacak birinin çıkması beni derinden üzdü.
Ben, bu avukattan şikâyetçi değilim.

Onun annesinden, babasından, komşularından, ilkokul öğretmeninden, orta ve lise öğretmenlerinden, özellikle de din ve ahlak bilgisi öğretmenlerinden şikâyetçiyim.
Millî Eğitim’in programlarını düzenleyenlerden şikâyetçiyim.

En kötü bir olayın bile, iyimser bir tarafını bularak gönül denizimin berraklığını bulandırmamaya çalışırken, böyle bir haberle kirleten ve kirletenleri yetiştirenlerin haberi beni derinden üzdü.
“Hoca, bundan daha kötü haberler var” demeyin.
Eti kemiğine yapışmış fakirin elinden ekmeğini kapar gibi,
Kalp hastasının dil altı hapını kaçırmak gibi,
Nefes darlığı hastasının fısfısını yok etmek gibi,

Hava aldırmamak için havayla ağzımız ve burnumuzun bantlanarak engellenmesi gibi,
Çöldeki adamın son kalan bir bardak suyunu yere dökmek gibi desem doğru olmaz.
Kitabımız Kur’an, sözlerin en güzeli,
Kalbimizin kandili, aklımızın delili, gönlümüzün baharı, gözü¬müzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri olan Kur’an-ı Kerim’dir.
Ufkumuzu, yedi kat semanın üstüne çıkaran, ötelerin ötesinden haber getiren, bizlere edebi ve edebiyatı öğreten Kur’an.

İmanla inkârı, hayırla şerri, hak ile batılı, iyiyle kötüyü ayırt eden, ki-tapların anası Kur’an.
Bize öğütler veren, öğüdünü tutanların şanını yücelten, arka¬dan ge¬lenlere doğru bir ün bırakan, dilimizin zikri Kur’an.
Ana sütü gibi, okuyanın yaşına, kültürüne, anlayışına uygun gıdalar ve¬ren, her türlü derdine derman olan Kur’an.
Ve her çağın kitabı olan Kur’an, bizim kitabımız, sizin kitabınız ve bütün insanlığın kitabıdır.
Özetle Hakk’ın halka hitabı olan Kur’an, engellenemez.