Geçtiğimiz hafta sonu Avrupa Parlamentosu seçimleri yapıldı. Bu seçimlerin öne çıkan en önemli göstergesi aşırı sağ partiler ve Yeşillerin kendilerini hissettirecek derecede başarı elde etmeleri oldu. Bu sonuçların hangi gerekçelerle oluştuğuna dair kanaatlerimi paylaşacağım ama bu seçimin bir diğer öne çıkan noktasının da sandığa gitme oranındaki artış olduğunu ifade etmekte fayda var. 2014 yılında yüzde 42 olan katılım bu seçimlerde yüzde 51’e çıktı. Yani Avrupalılar bu artışla sandık üzerinden bir yerlere mesaj verme yoluna gittiler. Mesela Fransa’da milliyetçi Le Pen, İtalya’da göçmen karşıtı Salvini, İngiltere’de Brexit yanlıları, İspanya’da Katalanlar seçimden başarıyla çıktı. İspanya hariç Sosyalistler önemli ölçüde kan kaybına uğradı. Almanya’da Hıristiyan Demokratlar (CDU) yani Merkel’in partisi 2014’e göre yüzde 8 oy kaybetti. Yine Almanya’da Yeşiller ise 2014 ile kıyaslandığında yüzde 10,7 olan oranlarını yüzde 20,7’ye çıkardılar. Aşırı sağ parti ise Almanya’da oranını yüzde 7’den yüzde 10,5’e çıkardı.

Peki, Avrupa’da ırkçılık neden hızla artıyor? Bu sonuçlar Avrupa Türkiye ilişkilerini nasıl etkiler veya bu sonuçların AB ile İslam dünyası arasında hangi gelişmeleri doğurur? Bütün bu soruların cevaplarını bulmak için önce dünyada konjonktür değerlendirmesi yapmak gerekir. Amerika’nın Trump ile beraber bütün dengeleri hiçe sayarak attığı “korumacı” adımlar, ticaret savaşlarındaki hırsı Avrupalıları içe kapanmaya itti. Diğer taraftan Arap Baharı ile beraber baskın bir şekilde öne çıkan mülteciler sorunu da Avrupalıları ırkçı söylemlere yöneltti. Avrupalılar işsizliğin temel gerekçesini mültecilerde aramaya başladılar. Bir de son yıllarda İslamofobideki artışla beraber Avrupalılar çarenin kendi medeniyet köklerinde olduğu gibi bir yanılgıyla hareket eder oldular. Oysa bütün bu öne çıkan gerekçelerin asıl sorumlularının kendileri olduğunu unutuyorlar. Aynaya bakmak ise akıllarına hiç gelmiyor. Biz nerede hata yaptık da bu işler başımıza geldi diye sormayı nedense hiç düşünmüyorlar. Eğer mültecilerden bahsedeceksek, bu sorunu anlamak için Batılı ülkelerin taammüden karıştırdığı Ortadoğu coğrafyasını hatırlamayacak mıyız? İslamofobi diyeceksek Norveç’teki Brevik’i, Yeni Zelanda’daki cami katliamlarını tartışmayalım mı? Bir de İslam karşıtlığı için gerekçe olarak takdim edilen terör örgütleri konusu var. Avrupa halkının kafasına yerleştirilmeye çalışılan kafa kesen cani formatındaki Müslüman tipinin yine son tahlilde kime yaradığına bakmalı ve bu örgütlerin kimin laboratuarlarında planlandığına odaklanmak gerekir.

Bu zamana kadar zaten çifte standartlı yaklaşımları herkes tarafından bilinen Avrupalılar için çıkan sonuçlar bu yaklaşımlarına kendilerince meşruiyet kazandırma zemini oluşturacaktır. Aynı zamanda AP’deki bu sonuçlar diğer merkez partilerinin de dillerinin sağa kaymasına sebep olacaktır. Bu durum hem Türkiye-AB ilişkilerinde, hem de AB’nin İslam dünyasına karşı yürüttüğü “öteki” yaklaşımını sertleştirerek devam ettirmesine sebebiyet verecektir.

Avrupa içe kapanıyor. Avrupa sağa kaymaya devam ediyor. Bunun yanında Avrupa ülkelerinin bütün Kıbrıs’ı temsilen(!) AB üyesi yaptıkları Güney Kıbrıs üzerinden Akdeniz’deki girişimlerinin yakın gelecekte çok daha tehlikeli ortamlara gebe olduğunu görmek mümkün. Türkiye her hâl ve şart altında Avrupa sağına karşı stratejik bir bilinçle hareket etmek zorundadır. Avrupa’da yaşayan 5 milyonun üzerindeki insanımızın ellerini zayıflatacak hiçbir yanlış adımı atmadan, ırkçılara aradıkları kozlar verilmeden yol alınması gerekir.