Birileri seyrettiğimiz filmi bize bir kez daha izlettirmek için filmi başa sarıyor.

Kan, gözyaşı ve kavga ile toplum terbiye edilmek isteniyor.

Oysaki bunların hepsi beyhude uğraş.

Bu millet kardeş kavgasının aleti olmayacak kadar tecrübeli ve dersini almış bir millettir. Çıkarılmak istenen Türk-Kürt kavgasının da, Alevi-Sünni ayrıştırmasının da toplumsal tabanı yoktur.

Bunun illa da bir ispatını istiyorsanız içinde yaşadığınız toplumun komşuluk ve insan ilişkilerine şöyle bir bakmanız yeterlidir.

Bu da kâfi gelmiyorsa farklı bölge insanlarının et tırnak gibi birbirine bağlı akrabalık bağlarına nazar edebilirsiniz.

Şayet toplumu mezhepsel ayrıştırma yoluna giderseniz bu da elinizde patlar.

Toplumun irfani geleneği politik ve mezhepsel ayrışmaları bertaraf edecek güçtedir.

Biz bu filmi izlemiştik. Ama pencereden, ama kapı önünden, ama sokaktan.

Geçmişte olanlar topluma rağmen tezgâhlanmıştı ve toplum yüksek sağduyusu ile daha vahim sonuçlar doğmadan bu fitneyi püskürttü.

Entelektüellerin ve kanaat önderlerinin başaramadığını bu halk başarmıştır.

Yine aynısı olacaktır ve bu şiddet sarmalından memleketi yine sade vatandaş kurtaracak ve öfke ateşini milli gelir pastasından en az payı alan sokaktaki adam söndürecektir.

Nasıl mı Elindeki su dolu kovayla komşusunun evini söndürmek için ayakkabısını giymeye bile davranamadan yalın ayakla.

Gece yarısı yüksek tespit analizleriyle ya da yuvarlak masalarda büyük laflar ederek değil. Kanaat önderleri ne yazık ki bu ülkede kanaatini dile getirirken bile kanaatkâr değiller.

Ne kadar çok ve herkesten fazla konuşursa o denli meseleleri halledeceğine inanıyor.

Halk her zaman kavgaları ayırıp sulha kavuşturmada maharetlidir.

Kavganın nereden ve nasıl çıktığını gayet iyi bildiği için, sonlandırma noktalarına da vakıftır.

Ne de olsa halk ‘bir kavganın içinde doğandır’.

Selamlaşma, hal hatır sorma, komşuluk hukukuna riayet, mutluluk ve keder zamanlarında komşularla birlikte olmak, mahalle bilinci, başka kültür ve bölge insanlarıyla kız alış verişiyle akrabalık tesis etme… gibi daha yaşamsal bir çok faaliyette kardeşlik ilkesine uygun davranarak halkımız sınıfsal ve etnik ayrımları kendi yordamıyla çözmüştür.

Sivrisineklerle mücadele etmenin yolu öncelikle bataklığı kurutmaktan geçer.

Aynı toplumda farklılıklara rağmen barış içerisinde birlikte yaşayabilme kalitesine ulaşabilmek için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur. Kaybettiklerimizi yeniden kazanalım yeter.

Geleneksel değerlerimiz binlerce yıl birlikte yaşama refleksimizdir ki bu sayede maşeri şuura ulaşmış oluruz.

Yeter ki çocuklarımızı ve gençlerimizi gazete başlıkları, haber bültenleri ya da son dakika haberleri yönetmesin.

Genç kuşakları Mehmet Akif’le, Ömer Seyfettin’le, Yahya Kemal’le, Ahmet Hamdi Tanpınar’la, Ahmet Haşim’le… tanıştıralım.

Oğuz Atay okusunlar, Rıfat Ilgaz’ın yazdıklarını es geçmesinler, Sabahattin Ali de bu toprakların insanıdır, bilsinler. Hele Kemal Tahir, İdris Küçükömer’i hiç ertelemesinler.

Nazım Hikmet’i eleştirsinler, ama korkmasınlar. Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Solcu-Sağcı… bu toprakların muhtelif renkleri ve realitesiyiz.

Ait olduğumuz müşterek değerler gölgemizin gövdemizi izlediği gibi bizi takip eder. Yunus da bizim sesimiz, Karacaoğlan da Pir Sultan Abdal da.

Şeyh Galip’ten Sezai Karakoç’a bizi ulaştıracak yol bu gelenekten geçer.

Bugünün Türkiye’sini okumak için İsmet Özel’i baştan başlayarak yeniden okumak gerekir. Mustafa Kutlu okunmadan kaybettiğiniz renk, eda ve iklimi bulamazsınız.

Birbirine diş bileyip kin fırtınası estiren gençlere değil, birbirinin yaşam tarzına, düşünce yapısına saygı gösterip beyin fırtınaları estiren gençlere ihtiyacımız var.

‘Ölümler ölümlere ulanmakta ustadır’ der İsmet Özel. Gerilimler, kin ve nefretler de öyledir bir bakıma.

Bir soğuk hava dalgası bir bulaşıcı hastalık gibi memleketi kasıp kavurur.

Herkes kendinden olmayana karşı savaş düzeni almaya çalışır, yığınaklar yapar.

Hiç kimse kendi ölüsünden başkasına ağlamaz. Ölümler, ölüler ve mezarlıklar bile ayrışmıştır.

İçimizde kendini taşlara vuran bir soru öfke patlamasıyla fırlar yerinden ve ters dönerek haykırır: Sebep ey !