Güz, tüm ihtişamıyla gözler önünde.

Artık yeşilin devri kapandı.

Şimdi zaman, kahve ve sarının tonlarıdır.

Karşımdaki ormanın meşe palamutlarında büyük bir hareketlilik.

Ya kendilerini yere atmaktalar, ya da bir kuş ailesinin kilerine yollanmaktalar.

Yaz boyunca ağaçkakan biteviye uğraştı.

Kurumuş bir ağaç gövdesini kendisine kışlık kiler olarak hazırladı.

O kuru ağaçta gagası ile bir hakkâk gibi oyuklar açtı.

Meşe palamutlarını tek tek bu oyuklara yerleştirdi.

Bu hazırlığı o kadar uzun, o kadar sabırla gerçekleştirdi ki.

Rızkını depolama işini yıllardır hiç aksatmamakta.

Kuşun, ağaç kakması adeta bir ahşabı hakkediyormuşçasına ritmik sesler çıkarmakta.

Meşe palamudunun serencamı ağaçkakanla da sınırlı değil.

Belki de kuşların en akıllısı olan karga için de bu besin çok önemli.

Balkonumda dadandığı ceviz ve kestaneler; damak zevkine göre, belki.

Kitap okurken bahçedeki masada bıraktığım gözlüğümü gagası arasına alıp kaçırıp götürdüğünde; beyhude anlattım, onu yiyemezsin ver bana, diye.

Dinler mi hiç, bu muzipliğini bana hatıra bırakmakla meşgul.

Şimdi de kendisini izlediğimin farkında olmayan bir alakarga, topladığı palamutları toprağa gömmekte.

Adeta usta bir insan gibi toprağı gagası ile kazıp bir yarık açmakta.

Rızkını içine yerleştirmekte.

Sonra etrafına bakıp başka hayvanların bu yiyeceği görmemesi için o yarığın üstünü örtmekte.

İşi daha bitmemekte.

Tekrar geri döndüğünde, bu rızkını bulabilmesi için itina ile bir işaret aramakta.

Bir ağaç kabuğu ya da bir taş parçasını işaret olarak bırakmakta.

Kara kışın çetin şartlarında yemek üzere depolamakta.

Bazen bu yeri unuttuğu da olmakta.

Bu kez meşe filizleri yeşillenip topraktan çıkmakta.

Aslında bu kuşlar kendi rızıklarını taşırken, insanoğlunun da rızkına hizmet etmekte.

O binlerce palamudu toprağa tekrar bir karga yardımı ile iade eden Yaratan, dengeleri öylesine iyi kurmuş, hayatımızı planlayıp programlamış ki…

Bir ağaçkakana ya da kargaya rızkını kazanmayı, saklamayı, depolamayı öğreten Rahman; o kuşların yardımıyla kâinatın dengesini düzenlemekte.

Kuş gagasından düşen her ceviz, her fındık, meşe palamudu bir ormanda ulu ağaçlara dönüşmekte.

İnsanların rızkını oluşturmakta.

Her yaratılmışı koruyan, gözeten, himaye eden Mukit.

Yarattığının azığını, gıdasını belirleyen, o besinleri beden ve ruhlara gönderen Mukit.

Bu yüzden tüm yaratılmışlar, rızıkları için çalışırlar.

Ne ki, sadece mide için çalışmak da yetmez.

Beynin de çalışmaya ihtiyacı bulunmakta, beynin rızkı da faydalı bilgiler ve ilim ile meşgul olmaktır.

Kalbin ve ruhun da huzur rızkına müthiş ihtiyacı bulunmaktadır.

Bu da Rahman’a kavi bir bağlılıkla, ibadet eylemi ile karşılanabilmektedir.

Rızkımızı rüzgârla, yağmurla, güneşle gönderen Mukit.

Toprağı, denizi sayısız nimetlerle donatan Mukit; kalbimizi de toprak ve deniz gibi bol dualarla, zikirlerle rızıklandır.

Hamd ve şükür rızkını gönlümüze yay.

Ya Mukit, Sen her yeri yaratan, yeryüzünü insanoğluna bir döşek gibi düzenleyen, kudretinle kâinatı kuşatansın.

Bizleri koruyan, esirgeyensin.

İhtiyaçlarımızı giderensin.

Ezeli ve ebedi ilim sahibisin.

Kutlu kitabında rızıkları anımsatansın:

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. Allah’tan başka bir yaratıcı mı var O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka ilah yoktur. O halde (Haktan) nasıl çevrilirsiniz ” (Kur’an, Fatır, 3).

Ey Rabbimiz!

Sadece maddi rızkına değil, ruhumuz için manevi rızkına da çok muhtacız.

Bizleri iyi huylarla rızıklandır, Ya Mukit.

Kabalıktan, fesatlıktan, hasetten, bencillikten, taş kalplilikten, özenle yarattığın kullarını kırmaktan muhafaza eyle.

Senin bizleri koruyup gözetlediğin gibi, bizleri de yoksulları gözetmekle rızıklandır.

Manevi azıklarımızı esirgeme bizden.

“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” (Kur’an, Zariyat, 58).