Başlığa bakıp daha iki gün önce dershanelerle ilgili yazmak istemiyorum sözümden döndüğüm sakın ola ki akla gelmesin. Sadece, önceki gün bir gazetenin gündeme taşıdığı bir MGK belgesinin ardından yapılan açıklamalara dikkat çekmek istiyorum. Yoksa artık dershanelerle ilgi tartışmalar beni ilgilendirmiyor.

Gazetede yer alan MGK belgesinin doğru olduğu hususunda yapılan açıklamalar şüphe bırakmıyor. Bu arada, atılan imzaların şartların gereği olduğu bir diğer ifade ile imzaların konjonktür gereği atıldığı da doğru olabilir. Kaldı ki, ülkemizde iktidarların bir takım çevrelerin zaman zaman baskısına muhatap olduğunu, bunun sonucu olarak bazı emrivakiler oluştuğunu da bilmiyor değiliz. Başbakan’ın Danışmanı Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’ın açıklamasına göre, “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiş, hiçbir bakanlar kurulu kararı alınmamış, hiçbir işlem yapılmamış.” Öte yandan zamanın Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de söz konusu belgenin Başbakanlık Müsteşarlığı’na geldikten sonra ilgili dosyaya konulduğunu ve bir daha çıkmadığını söylüyor ki, bu söylenenlerin tümünün doğru olduğunu kabul ediyorum. Ancak, belge ile ilgili işlem yapılmamış olması belgenin imzalandığı gerçeğini de iptal etmiyor. Bu husus aynı zamanda iktidarlar en güçlü oldukları dönemlerde bile bir takım baskıları en azından zaman kazanmak açısından dosyaya konmak üzere bile olsa imzalamak zorunda kalkmış olduklarını da gösteriyor. Önemli olan artık bundan sonra olsun bu tür dayatmalarla halkın seçtiği iktidarların muhatap olmamasıdır, olsalar bile önlerine getirilen belgelere imza atmak zorunda kalmasınlar. Çünkü bu tür dayatmalar demokrasi ile bağdaşmaz. Bununda ötesinde dayatmacıları yasalar karşısında suçlu konuma da düşürür.

Bu tespitlerin arasından “Bekâra karı boşamak kolaydır” atasözünü hatırlatmak ve geçmişe yönelik bir takım haksız eleştiri ve tepkilerin sahiplerinin o günkü tavırlarını bugün serinkanlılıkla gözden geçirmeleri gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Rahmetli Erbakan Hoca’yı 28 Şubat MGK toplantısında masaya yumruk vurmamakla suçlayanların tek başlarına iktidar oldukları bir dönemde istemedikleri bir belgeye imza atmak zorunda kalışlarını düşünmelerinde, bunun ilahi bir tecelli olabileceği gerçeğini hatırlamaları gerekir diye düşünüyorum.

Çünkü Erbakan Hoca, bir koalisyon hükümetinin başında bulunuyordu ve dayatmalara sonuna kadar direndiği de bugün herkes tarafından biliniyor ve kabul ediliyor. Hem de Erbakan Hoca’nın direndiği geçmişin dayatmacıları tarafından itiraf ediliyor. Hemen belirteyim ki, derdim bir mukayese yapmak değil. Buna gerek de yok. Çünkü Erbakan Hoca direndiği için iş başından uzaklaştırılmak suretiyle direnmesinin bedelini de ödedi. Ancak, geriye dönüp baktığımda Erbakan Hoca’ma sadece dayatmacılar tarafından değil, en yakınındaki bazı kimseler tarafından da büyük haksızlık yapıldığı bu vesileyle bir kez daha görmüş olduk.

Bir takım hesaplar ve planlar uğruna insanları suçlayan ve karalayanların çok geçmeden aynı şey aynen başlarına gelebiliyor. İlahi adalet de böyle tecelli ediyor.

Bilmem derdimi anlatmak için daha fazla söze hacet var mı