Sizi yere yıkan yumruk nereden geldiğini bilemediğiniz

yumruktur.

Suriye meselesi, 1- İç dinamikler, 2- Bölgesel dinamikler

ve 3- Küresel dinamikler olmak üzere 3 ana eksene bağlı olarak

şekillenmektedir. Bugün Suriye kapsamında karşı karşıya gelen bölgesel ve

küresel güçlerin Suriye bağlamında çatışan projelerini, aşağıdaki gibi

sınıflandırabiliriz:

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP; ABD-İsrail

İngiltere-Küresel Sermaye)

Büyük İsrail Projesi (BİP; İsrail-Siyonizm, ABD

destekli)

2. Sevr Projesi (AB)

Etnik-Mezhepsel Fay Hatları oluşturma Projesi- Kaos

Projesi (ABD/AB/Rusya/Çin(Siyonizm)

Yeni Osmanlı Projesi-Bölgesel Güç Olma Projesi

(Türkiye)

Şia Savunma Hattı Projesi (Iran-Irak-Lübnan)

Sıcak Denizlere İnme- Eski Müttefikleri Kazanma Projesi

(Rusya)

Düşmanla/Rakiple Güvenlik Alanının Dışında Hesaplaşma

Projesi (ABD/Çin/Rusya)

Şia Eksenini Parçalama, Yayılmasını Engelleme  ve Sünni Bir Eksen Meydana Getirme Projesi

(Suud/Katar/Türkiye/Mısır)

Büyük Ortadoğu nun Hıristiyanlaştırılması Dinler Arası

Diyalog Projesi (Vatikan)

NATO nun Evrenselleşmesi Ve İslam Coğrafyasına

Yerleşmesi Projesi

Serbest Piyasa - Özelleştirme projesi

(ABD-Siyonizm-Küresel Sermaye-AB)

Bu Projelerin çatışması sonucunda Suriye nin geleceği ile

ilgili muhtemel gelişmeleri, aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz:

1- Beşir Esad yönetiminin hâkim olduğu bütün bir Suriye

2- İç Savaşın uzun yıllar devam ettiği bir Suriye

3- Sistemin tüm güçlerinin hâkim olduğu ve fakat

Müslümanların yönettiği bütün bir Suriye: Mısır Modeli, Tunus Modeli, 1950

Türkiye Modeli.

4- Sistemin değiştirilip Müslümanların tamamen hâkim

olduğu, Anti Siyonist, Anti Kapitalist, antiemperyalist Müslüman bütün bir

Suriye.

5- Batı yanlılarının hâkim olduğu, Batı İşbirlikçisi

bütün bir Suriye

6- Üçe bölünmüş (Sünni Devleti, Nusayri Devleti, Kürt

Devleti) bir Suriye

7- Dörde bölünmüş (Sünni Devleti, Nusayri Devleti, Kürt

Devleti, Hıristiyan Devleti) bir Suriye

8- Beşe bölünmüş (2 Sünni Devlet, Nusayri Devleti, Kürt

Devleti, Hıristiyan Devleti) bir Suriye.

Reyhanlı Psikolojik Harekâtında Dikkat Çeken Hususlar

Reyhanlı Psikolojik harekâtının özelliklerini aşağıdaki

gibi özetleyebiliriz:

Reyhanlı olayının bir hafta öncesinden başlayıp olay

anında ve sonrasında tek merkezden yürütülen ve toplumu kamplaştırmaya dönük

çok planlı bir kampanya söz konusudur. Türkiye de eski bir fay hattının (Alevi

Sünni Fay hattı) gelecekte harekete geçirilebilmesi için enerji ile yüklenmesi

amaçlardan biridir. Reyhanlı üzerinde konuşan, yazan, bakışları, duruşları ve

anlayışları birbirine zıt, iki ana eksen mensupları, bilerek ya da bilmeyerek

bu amaca hizmet etmiştir. Büyük bir psikolojik harekâtın kurbanı olmuşlardır.

Bu kadar maharetli bir psikolojik harekât becerisine sahip güç ya da güçler

kimdir/kimlerdir sorusunu Türkiye kendine sormalıdır.

  Olay olur olmaz,

Türkiye nin Suriye politikasının yanlışlığı üzerinden bir

kampanya başlatılmıştır. Ortak bir tavır alma, ortak

hareket etme yerine, muhalefet iktidarı suçlamış, iktidar da oyuna gelerek

muhalefeti suçlamıştır. Dolayısıyla dış politika iç politika malzemesi

yapılarak yıpratılmıştır. Türkiye, kendi içine kapanırken operasyonu yapan güç

ya da güçler, hedef şaşırtma operasyonunun devamında örtme operasyonunu

gerçekleştirmişlerdir.

  Mültecilerin

suçlu olarak gösterilerek mültecilere saldırılması, Reyhanlı psikolojik

hareketinin ilginç yönlerinden biridir. Mültecilere saldıranlar, özel işaretler

yaparak, belli bir ideolojik grup görüntüsü vererek yemleme yapmışlardır. Bu

imaj oluşturucuların, ajan provokatör olabileceği ihtimali göz önüne alınmadan

bir camia suçlanmıştır. Tepki gelince de öyle duyumlar vardı denecek kadar da

sorumsuz davranılmıştır.  Ya da tamamen

psikolojik zafiyetle hareket eden, anlık davranın 5-10 kişinin fevri davranışı

da ihtimal dahilindedir. Ancak bu tür bir oluşum, anlıktır ve planlı değildir.

Dağıtılması çok kolaydır. O nedenle genelleştirme hatasına düşülmemelidir.  Reyhanlı Operasyonunu yapanların bir amacı

da, Türkiye deki her kesimi, sarmalın içine sokarak, herkesin herkesi

suçladığı, düşüncenin dumura uğradığı bir kaos ortamı meydana getirmektir.

Israrla Sünniler öldürülüyor , dövülüyor ve

hastanelere alınmıyor tarzında iddialar ortaya atılmıştır. Alt kimlikler

üzerinden siyaset yapılması, ister istemez şuur altının harekete geçmesine

sebebiyet vermiştir. Gelecek mücadeleler için tarlaya zehirli tohumlar

ekilmiştir. Bu noktada şu soru ya da soruların cevapları aranmalıdır: Bu

İnsanların Sünni oldukları anında nasıl tespit edilip dövülmüş/öldürülmüş/

tedavi edilmemiştir. Bu olayın dikkat edilmesi gereken bir yönüdür. Diğer yönü

de, mağdurların Sünni oldukları anında nasıl tespit edilebilmiştir.  Bu dilin kullanılması kimin işine

yaramaktadır Bu bilgileri kim servis etmiş, kimler de araştırmadan alıp

kullanmıştır.  Gündemde kalmak, popüler

olmak adına yapılmışsa sorumsuzluktur. Eğer elde kesin kanıtlar var idiyse

yetkili mercilerin uyarılması ve gereğini yapması istenmeliydi. Böyle

dönemlerde hepimiz bu ülkenin yararına olacak tarzda bir dil, bir tavır ve

duruş sergilemeliyiz. Siyasi iktidara destek verilmeliyiz. Siyasi iktidar da

sorumlu davranmalıdır. Dilini, üslubunu düzgün tutmalıdır. Unutmayın hepimiz

aynı gemide seyahat etmekteyiz. Gemiyi delmek isteyenlere yardımcı olmamalıyız.

Diğer operasyonlar gibi Reyhanlı Psikolojik harekâtında

da Türkiye yi yönetenlere özel mesajlar verilmiş ve bir şeye razı gelmeleri

istenmiştir.

Operasyon ve Psikolojik

Harekâtı İle Mesaj Gönderme

Türkiye de ses getiren birçok olay, Başbakan Erdoğan ın

yurt dışındaki önemli toplantılarının hemen öncesinde veya esnasında vuku

bulmaktadır. Aşağıda bunların bir kısmı listelenmiştir:

Erdoğan, 8 Haziran 2004 te G-8 Zirvesi ne katılmak

üzere ABD ye gittiğinde; PKK 5 yıllık ateşkesi bozduğunu açıklayıp, terör

eylemlerine başlamıştır.

Başbakan Erdoğan 7 Aralık 2009 da ABD ye gittiğinde

Tokat Reşadiye baskını yapılıp 7 asker şehit edilmiştir.

Başbakan Erdoğan, 20 Eylül 2011 de, BM görüşmelerine

katılmak üzere New York a gittiğinde terör saldırılarında aşırı bir artış

olmuştur.

Başbakan Erdoğan, Haziran 2012 de, G-20 Liderler

Zirvesi için bulunduğu Meksika da, Başkan Obama ile görüştüğü günlerde, Dağlıca

saldırısı meydana gelmiştir.

Başbakan Erdoğan, 16 Mayıs 2013 de, ABD de başkan Obama

ile görüşme yapmak üzere ABD ye gitmesinden 5 gün önce, 11.05. 2013 tarihinde

Reyhanlı da art arda bombalar patlamıştır.(1)

Bütün bunlar tesadüf olabilir mi

Geçmişteki görüşmelerin öncesinde meydana gelen ses

getirici olayların sonuçlarına bakarak amaçlarını belirlediğimizde,

görüşmelerde Türkiye yi bir kanaate doğru yönlendirmek, elindeki kozları

zayıflatmak ve görüşmelerde baskı altında tutarak istenen noktaya ya da

çerçeveye getirmek ve gerekli tavizleri koparmak gerçeği ile karşılaşmaktayız.

Uluslararası ilişkilerde, ülkelerin menfaat/gelişim

grafikleri arasında meydana gelen ortak payda, her iki ülkenin menfaatine olan

alandır. Bu ortak paydada (kavşak noktasında) tarafların ortak menfaatleri

olduğundan çatışma meydana gelmez. Taraflardan bir ya da bir kaçı/hepsi

kavşaktan ayrılmaya, dairenin dışına çıkmaya, başladığında, çatışma başlar.

Birbirlerini, yumuşak güçten sert güce doğru genişleyen bir güç kullanımı ile

ikna etmeye çalışırlar.

NATO tatbikatında Türkiye nin muavenet gemisinin

vurulması, Sinagog ve HSCB bombalamaları, Afyon da silah deposunda meydana

gelen patlamalar, Dağlıca, Çukurca baskınları, Mavi Marmara nın vurulması ve

Kuzey Irak ta askerlerimizin başına çuval geçirilmesi vb., tarafların

birbirlerine gönderdiği özel mesajlardır. Türkiye deki siyasi kadroların bunu

bilmemesi mümkün değildir. Bilmiyorlarsa gerekli eğitimi almamakla, uzmanlara

danışmadan acele ile konuşmakla en büyük hatayı yapıyorlar demektir.

Biliyorlarsa, yanlış hedef göstererek operasyonu yapanın ekmeğine yağ sürmüş

oluyorlar. Halkı yanıtlıkları için bir müddet sonra da güvenirliliklerini

kaybediyorlar. Hedef saptırma yerine asıl iradeyi ifşa edici, çok özel, esnek

yöntemler geliştirmeleri, kaynağı belli olmayan propaganda tekniklerini kullanmaları

gerekir.

Mesajlaşmaya ilginç bir örnek olarak, Başbakan Erdoğan ın

Libya olayları dolayısıyla, NATO nun ne işi var Libya da şeklindeki tepkisi

ile başlayan gelişmeler ele alınabilir. Erdoğan, AB ve ABD, NATO nun Libya ya

müdahale etmesini istediğinde; Erdoğan (yurt dışında idi), ani bir tepki

vererek, buna itiraz etmiştir. Ancak ülkeye döner dönmez, Meclis e Libya ya

NATO kapsamında kuvvet göndermek üzere kanun teklifinde bulunulmuştur.  Hatta kanun görüşülürken gemiler yola

çıkarılmıştır. Ne oldu da Erdoğan da bu kadar keskin değişim olmuştur

Erdoğan ı ikna eden şey neydi Şimdi o günlere geri dönerek bir hafıza

tazelemesi yapmak gerekmektedir. Erdoğan ın NATO nun ne işi var Libya da

dediğinin haftasında Güneydoğuda seri halde olaylar meydana gelmeye

başlamıştır. BDP li bir Bayan Milletvekili bir polis komiserini sokakta

tokatlamış, bir başka milletvekili etrafa taş atmaya başlamış ve daha da

önemlisi, Diyarbakır Belediye Başkanı Panzerin üzerine çıkarak sivil

itaatsizlik çağrısında bulunmuştur. Erdoğan mesajı almış ve gerekeni

yapmıştır. Donanmaya bağlı bir grup gemiyi Libya ya NATO kapsamında

göndermiştir.

Reyhanlı Operasyonu Ve Psikolojik Harekâtı İle Verilmek

İstenen

Mesaj Nedir

Reyhanlı operasyonu ile verilmek istenen mesaj nedir

sorusunun cevabı, operasyonu kim yaptı ya da yapabilir sorusu ile birlikte ele

alınması gerekir. Elimizde somut deliller olmadığından ve özel bir istihbarata

sahip olmadığımızdan açık istihbarat denilen medyada çıkan ve farklı

kesimlerce yorumlanıp değerlendirilen haber ve çalışmalardan analiz ve sentez

yapmak suretiyle ihtimalleri ortaya koyarak bir değerlendirme yapabiliriz. Onun

için Suriye deki kavganın tarafları kimlerdir sorusunun cevabı aranmalıdır.

Bunun cevabını geçen yazıda ayrıntılı bir şekilde bu yazının girişinde de özet

olarak verdik.

Giriş kısmında ifade ettiğimiz gibi Suriye de iç,

bölgesel ve küresel dinamikler,  görünen

12 proje kapsamında birbirleri ile mücadele etmektedirler. Soğuk savaş

sonrasında en keskin mücadele, ABD-AB-İsrail/Siyonizm-Küresel Sermaye-Vatikan

ekseni ile Rusya-Iran- Çin ekseni arasında cereyan etmektedir. Bu eksen

çatışması,  Suriye bağlamında yol boyu

değişikliklere uğrayarak farklı güç ayrışmasına neden olmuştur. Bölgesel güç

olarak Türkiye, Suriye bağlamında, Suud-Katar la, şimdilik, yeni bir bölgesel

eksen oluşturmuştur. Suriye de Muhalefet , Direniş ya da Kıyam güçleri

olarak adlandırılan Esed e karşı savaşan güçler içinde inisiyatif, her geçen

gün Müslümanların eline geçmektedir. Böyle giderse geleceğin Suriye si, Müslüman

bir Suriye olacaktır. Bu olayın bir boyutu olup ABD nin başını çektiği ekseni

rahatsız etmektedir.

ABD nin terör listesinde olan El Kaide ve el Nusra

güçlerinin Muhaliflerin saflarında olması, ABD, AB, İsrail, Vatikan, Rusya,

Çin, Suud ve Katar ı rahatsız etmektedir. Bu da olayın bir başka boyutudur.

Türkiye nin Muhalif güçlerden Müslüman kardeşlere destek vermesinden, Suud,

Katar, ABD, AB, İsrail, Vatikan ve Rusya rahatsızdır. Türkiye nin kontrolünde

bir Suriye istemeyen ABD ve Rusya, Birinci Cenevre konferansı ile birlikte

ortak hareket etmeye başlamıştır. Suriye bağlamında ABD-Rusya yeni bir eksen

oluşturup ortak hareket etmekte, yeni bir irade ortaya koymaktadır. Bu eksen,

Suriye de askeri bir operasyon istememektedir. Geçiş Dönemi Yönetimi ile çok

partili bir sisteme geçmeyi öngörmektedir. Geçiş dönemi yönetiminde, Suriye

devlet başkanı Esed in bulunup bulunmayacağı konusu henüz netlik kazanmış

değildir. Rusya nın iddiası ve ısrarı, birinci Cenevre Konferansı nda bu

konunun açıklık kazandığı ve Esed in de içinde bulunduğu bir geçiş dönemi

yönetiminin kurulması yönünde karar alındığıdır. ABD ise bu noktada açık bir

şey söylememektedir.  Bu da, Rusya ile

ABD arasında Suriye üzerinde gizli bir anlaşma yapıldığı kanaatini

kuvvetlendirmektedir. Türkiye ve Suriyeli muhalif güçler ile Rusya-ABD ekseni

arasında birinci sıkıntılı konu budur. AB de böyle bir tutumdan rahatsızdır.

ABD-Rusya Ekseni, Esed yönetiminin askeri bir operasyon olmadan gitmesini ve

fakat onun yerine Rusya nın ve İsrail in menfaatlerini koruyan, laik, liberal

Batı işbirlikçisi bir yönetimin gelmesini istemektedir. Türkiye ve Suriyeli

Müslüman muhalif güçler ile Rusya-ABD ekseni arasında ikinci sıkıntılı konu

budur. İkinci Cenevre Konferansı, bu ve buna benzer konuların açıklık kazanacağı

bir toplantı olacaktır.

Buna karşılık Türkiye ne istemektedir Türkiye nin,

Esed in bir an önce gitmesi için öngördüğü politikayı aşağıdaki gibi özetlemek

mümkündür:

NATO, Libya da olduğu gibi askeri müdahalede bulunsun.

Esed için uçuşa yasak bölge oluşturulsun

Muhalefet güçlerine ileri teknoloji ürünü ağır silahlar

verilsin, silah ambargosu kaldırılsın.

Eğer askeri bir müdahale öngörülmüyorsa, Esed siz bir

geçiş yönetimi oluşturulsun.

Yapılacak bir seçimde sandıktan kim çıkarsa Suriye yi

yönetme hakkı onun olsun.

Suriye deki Esed in başkanlığındaki Baas yönetiminin

gitmesi konusunda Türkiye nin Batı İttifakı ile Hatta ABD-Rusya ittifakı ile de

herhangi bir sorunu yoktur. Ancak bunun şekli konusunda, araç ve yöntemleri

konusunda ihtilaf vardır. İhtilaf özde değil şekilde ya da vasıtalardadır.  ABD-Rusya ekseni, Türkiye nin öngördüğü çözüm

şekline yaklaşmamaktadır. Rusya nın ısrarı, ABD sessiz kalıyor, Birinci Cenevre

Konferansı nda Esad lı bir geçiş döneminde anlaşma sağlandığı ve bunun

uygulamaya sokulması istikametindedir. Dolayısıyla Türkiye ile Rusya-ABD ekseni

arasında en ciddi ihtilaf, Türkiye nin öngördüğü politikada ki son iki madde

üzerinde yoğunlaşmıştır.

Sonuç: Mesaj: Kavşak Noktasından Ayrıldın Daireye Geri

Dön

Türkiye nin bu konuda ikna edilmesi gerekmektedir. Yakın

geçmişte ABD Dışişleri Bakanı nın mekik diplomasisi buna dönük olmuş olabilir.

Ancak bu diploması sonuç vermemiş, Türkiye politikasından, sert tavrından

vazgeçmemiştir. Kuvvetlerini Asya Pasifiğe kaydırmak isteyen, ancak Ortadoğu daki

menfaatlerini de koruması gereken ve 2006 yılından beri Model Ortak olarak

anlaştıkları bir Türkiye nin, ABD politikalarını kabul etmesi için bir başka

şekilde ikna edilmesi gerekmemekte midir

ABD Dışişleri Bakanı nın yumuşak güç diplomasisi ile

halledemediği bir sorunu, muhtemelen ABD nin derin güçleri (ya da ABD-İsrail,

Rusya konsorsiyumu), Akıllı Güç (Yumuşak Güçle Sert gücün birlikte)

kullanarak çözmek istemişlerdir. Obama Erdoğan görüşme öncesinde Reyhanlı da

yürütülen operasyon ve Psikolojik Harekatın asıl amacı, Rusya-ABD ekseninin

benimsediği çözüm şeklinin, Türkiye tarafından kabul edilmesi ve Türkiye nin de

Suriye deki muhalif güçleri ikna etmesi olabilir. Diğer ihtimaller arasında en

güçlü ihtimal budur. Nitekim Erdoğan ın ABD ye giderken kullandığı dille

dönüşte kullandığı dil arasındaki bariz değişim, bu ihtimali güçlendirmektedir.

Buna destek veren bir başka olay, Türkiye nin devre dışı bırakılarak ABD nin

(Mc Cine) Suriyeli muhaliflerden bir grupla doğrudan görüşmüş olmasıdır.

Muhtemeldir ki Erdoğan - Obama görüşmesinde, Türkiye,

1995 yılında Dayton da Boşnaklarla Sırplar arasında sağlanan adaletsiz barış

antlaşmasının benzeri olan Esad li bir geçiş dönemi antlaşmasına razı

edilmiştir.  Bu yeni durum, gene bir

ihtimal olarak AB yi rahatsız etmiş olmalı ki, İkinci Cenevre Konferansı

öncesinde Suriyeli muhaliflere uygulanan silah ambargosunu kaldırmıştır. AB de

Suriye pastasından payını istemektedir.

Unutmayın Küfür tek bir millettir.

Kaynaklar

1- Cem küçük, yeni şafak, 12.05.2013