On bir ayın sultanı dediğimiz ve içinde "Bin aydan hayırlı" Kadir Gece sinin bulunduğu güzelim Ramazanı bize zehir etmeye çalışacaklar diye endişe ederek oruca niyetlenirken Allah a sığınıyoruz. İçimizi burkan şeyler arasında en çok akidelerimizin ve dini hayatı şekillendiren ibadetlerimizin tartışmaya açılmasından endişe ediyoruz. Her yıl bir takım tartışmalı görüşleri bulup ortaya çıkaran fitne-fesat taifesi, çeşitli olaylar karşısında nasıl davranıp yorumlanacağını bilemeyen ilahiyatçıları da arayıp buluyor.

Bu yıl da 18 aydan beri Almanya daki Deniz Feneri davası etrafında oluşturulan şaibelerle ilgili yayınlarla fitne-fesat medyasının kolladığı fırsat ortaya çıkmıştır. Aslında kâfir ve fâsıklardan gelen haberleri tahkik etmeden inanmamak gerektiği yönündeki Kur an emrine rağmen hayır sahiplerinin kafası karıştırılmıştır. Bugünlerde düzenlenen İslâmlaşma karşıtı miting, aslında Alman toplumunun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki ittifakı nasıl bozduğunu da hatırlatacak niteliktedir. Kudüs ü İngilizler teslim aldığında sevinen de aynı Almanlardı

Dolayısıyla, Türk işçilerinin ikinci vatan gibi gördüğü Almanya da Hıristiyan Avrupa nın temel reflekslerinden biri olarak gelenekleşen ırk ayrımcılığı ile İslâm ve Türk düşmanlığı dikkate alınarak, verdikleri yargı kararlarını bile tartışmaya açmalıyız. Bunların aktüel yansıması olarak da son günlerde düzenlenen İslâmlaşma karşıtı mitinglere dikkati çekmeliyiz. Bir yandan Avusturya Başbakanı iftar daveti veriyor, öte yandan Almanya da tersi miting oluyor.

Bütün bu medyatik fitne ve fesat taifesine rağmen ülkede Ramazanın ruhaniyeti ve bereketi her yıl gibi bu yıl da yaşanıyor, sonraki yıllarda da artarak yaşanacak inancındayım. Bu inancımı destekleyen pek çok gelişme yanında Diyanet İşleri Başkanlığı nın İslâm ı aslına uygun sunumu, yanlış yorumlara karşı en kısa zamanda doğru yorumlu müdahale ve magazinci basının tavrına karşı çıkış ve oluşturmaya çalıştığı camilerle ilgili yeni çalışmalardır.

Ramazanın bir özelliği de iftarlar ve iftar-sahur sohbetlerdir. Her çevrede, her radyo ve televizyonda bu türden sohbetlere rastlamak mümkün O yüzden Ramazan bereketinin bir yönü de bizdeki dini, milli ve insani değerleri harekete geçiren bu sohbetlerin heyecanıdır. Bu heyecan, ülkemizde olduğu gibi bütün dünyada İslâmî hayatın yeniden ihyasına imkân verir.

Ramazan sohbetleri                       ve namazla diriliş seferberliği

Ramazan sohbetlerinin konusu, dinimizle birlikte ülkemizin ve İslâm dünyasıyla birlikte insanlığın sosyal, kültürel ve estetik meseleleri olmalıdır. Bunlarla yönlendirilen insan ve toplum, sorumluluk sahibi kültür ve sanat adamlarının sürekli gündeminde olmalıdır. Kültürün dinî ve millî hüviyeti, sanatın beşerî münasebetlerden yola çıkarak ahlâkî ve estetik kaygılarla gelişme zarureti, sanat ve edebiyatla, daha geniş olarak kültürel hayatla meşgul olanları sürekli düşündürür. Biz kalarak evrensel formlara ulaşmamız, dinî çerçeveleri zorlamadan yeni ve güzel eserler ortaya koymamız başlıca estetik meseledir. Bunların da elbet sosyal boyutu var.

Tarih, din, kültür, medeniyet ve sanat tarihi konularının bir arada konuşulabilmesini mümkün kılan ve kültür hayatımıza tutarlı bir bakış imkânı getirebilen yazı türlerinden biri olan sohbet tarzıyla yalnız edebî meseleleri ele almak yanlış bir tutum olur. O yüzden biz, yalnız günümüzün meseleleriyle kendimizi sınırlamamalı, ufkumuzu genişletmeli ve bazen tarihi ve edebi eser incelemesiyle öteki alanlardaki konuları ele alan çalışmalara da yönelmeliyiz. Ramazan, oruç, namaz, zekât ve sadaka ile birlikte kültürün de kaynaştığı bir ay olabilir.

Esasen gönülden gönüle sesleniş biçimi olarak gördüğümüz sanat ve kültür faaliyetlerinin sevilip benimsenmesi, bunlar vasıtasıyla ruhî ve zihnî melekelerin geliştirilmesi ve geniş çevrelere yayılması Ramazan sohbetleriyle kolay olur. Çünkü sohbetler, kültürel faaliyetlerin en etkilisidir. Bir dünya görüşünün en iyi ifadeye kavuşmasında, güzelliklerin ön plana getirilip gençlerin manevî dünyalarının zenginleştirmesinde bu tür sohbetlerin etkisi büyüktür.

Hayrın en güzel biçimde söylenmesi, her zaman bazı imkânları da birlikte getirir. Sanatçı ve kültür adamı duyarlığı, sohbetin imkânlarıyla daha da zenginleşir, bütün anlatım biçimlerini gözden geçirerek edebî birikimimizi yenileştirir. Buna ihtiyacımız var.

Bu arada, Abdullah Yıldız dostumuzun teşebbüsüyle kurulan Namaz Gönüllüleri Platformu nun da en çok bu ayda taraftar toplayacağına inanıyorum. Çünkü çok geniş bir iştirâkle önceki yıl başlatılan "Namazla Diriliş Seferberliği"ne bu yıl katılanların sayısı Ramazan la birlikte daha da artacak ve geniş kitlelerin katılması mümkün olacaktır. Ramazan sohbetleriyle yoğunlaşan ve dine ilgisiz medyada da görülen namaz ve oruç yazıları ile Ramazan programları bu ülkede yeni bir kültürel dirilişin mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Ramazanla birlikte bu seferberlikte yeni hamleler başlaması ve dinî kültürle İslâmî hayat tarzının ihyası gerçekleşmiş olacaktır.

Ramazan bereketinin manevi ve kültürel özellikleri yanında, bir de maddî görüntüsü var ki, bu da din kardeşliğinin en görünen yanıdır. Dul ve yetimlerle muhtaçlara ve felâketzedelere yardım, Ramazanın en göze çarpan özelliklerinden biridir. Fakat dinî hayatın yeniden ihyası ile gönül eğitimi ve temel değerlerin anlaşılması çok daha önemli bir Ramazan bereketidir.

Belediye iftar çadırları       ve kitap fuarları

Belediyelerin çok çeşitli faaliyetleri arasında Ramazan da kurulan iftar çadırları ile kitap fuarlarının oldukça faydalı bir gelişmeye öncülük yaptığı söylenebilir. Bunları kutluyoruz

Kitap okumak, dünyaya başkalarının gözüyle bakmayı denemektir, insanı ve kâinatı keşfetmek çabasıdır. Okumak, düşünmeye ön hazırlıktır, insanın ufkunu genişletmek için yaptığı en aktif faaliyettir.

Okul kitapları yanında kültür kitaplarını okumak, öğrenciler için olduğu kadar vatandaşlar için de aydınlanma ve çevresinde olup bitenleri sorgulama gayretidir; entelektüel bir ihtiyaçtır. Kur an, adı bile okumakla ilgili olan bu kutsal kitap, ümmî bir Peygamber e inerken, Cebrail in getirdiği ilk âyet İkra, yani oku emri olur: "Oku!... Seni bir kan pıhtısından yaratan Rabbinin adıyla oku!"

Bu âyet, Kur an âyetlerine olduğu kadar kâinatta görebildiğimiz her şeye işaret etmektedir. Kitap okunduğu gibi kâinat da okunabilir; Allah insanlardan bunu istemektedir. Akletmiyor musunuz, düşünmez misiniz gibi ifadelerle Kur an bize seslenirken, "esâtîr-i evvelîn" yani eskilerin masalları zannedilen olayları, kıssaları ve öğütleri yeniden anlatır. Nazım ve nesir türlerinin üstünde, hem anlatı hem din ve düşünce içeren bu kitabı anlamak için, onu anlayacak zihinsel donanıma sahip olmak gerekir.

Bu yüzden belediyelerin iftar çadırlarıyla ihtiyaç sahiplerini ve iftara evine yetişemeyeni düşündüğü kadar, kitap fuarlarıyla da okuma alışkanlığı olmayanları dikkate almalı ve dinin yeniden ihyasında her türlü aydınlanmanın gerektiğini önemsemelidir. Çünkü cahilliğin ortadan kalkmadığı bir ülkede, her türlü istismar ve provokasyon hüküm sürer. Eğer dinimizi hakkıyla yaşamak ve dünyada hak ettiğimiz yeri almak istiyorsak, kendimizi geliştirmemiz ve dinimizi asrın gerektiği her türlü bilgi ile karşılaştıracak kadar iyi bilmemiz gerekir.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da yerel yönetimlerin ve sivil toplum örgütlerinin yanı başında olması gereken belediyelerin her türlü imkânı değerlendirerek Ramazanlarda dini hayatın yeniden ihyasına katkıda bulunması gerekir. Dinin istismarı da böylece önlenebilir.