Belediye Ramazan da bir buçuk milyon kumanya dağıtacakmış. İlçelerin meydanlarında yoksul olanlara, ya da oradan geçmekte olanlara dağıtılacakmış kumanya.
Bu haberi okuyunca kuytu köşelerde kendilerine fakir denmesinden bile hoşlanmayan insanları anımsadım.
Onurlarından büyük servetleri olmayan bu insanlar dertlerini kimselere söylemedikleri gibi yardım yapanlara da soylu duruşları ile ne kadar eziyet vermekteler.
Bunlar öyle kapı çalan acıklı bir ses tonu ile "Allah rızası için bir sadaka" diyen çete mensuplarından milyonlarca mil uzaktalar.
İşe giden insanların ayakaltı denecek bir menzili kapıp, hele karlı kış günlerinde bile bir bebeği soğuk betona uzatarak, aşağılık işlerine alet edip, iğrenç bir ses tonu ile -ne garip bu ses tonu sanki teybin kaseti çalışıyormuşçasına bütün köşe başlarında aynıdır-
"Bacım, Allah ciğer acısı vermesin", ya da "Allah evlat acısı göstermesin" dediğinde zınk diye kaldırıma yapışırsınız.
Bilirsiniz sizi kandırmaktadır ama bir adım bile gidemeden durup içinizden söylenerek bir miktar verirsiniz.
İşte belediyenin dağıttığı kumanyayı alıp, bu çeteye mensup insanlar belki de götürüp satacaklar, gerçek ihtiyaç sahibine ulaşamayacak bu iyi niyetli girişim.
Kim mi bu gerçek ihtiyaç sahibi
Kahveye çıkarken bile üstü ütüsüz olmayan, ütüsü olmasa da yatağı altına serdiği pantolonunun düzgünlüğüne çok önem veren, öyle kırış kırış gömlekle insan içine çıkmayı saygısızlık gören.
Traşsız sokağa çıkmayan.
Vaktinde görmüş geçirmiş, hatta emrinde çok çalışanı bile olmuş.
Ama kader işte düşmez kalkmaz bir Allah.
Şimdi cebinde beş kuruşu olmasa da.
Hatta sağdan soldan, "yahu sende devletin verdiği ihtiyar aylığına bağlan" deseler de, onu bile kendisine yakıştıramayan haysiyet abideleri yine ölseler de gidip bu kumanyaları o meydandan alıp evlerine taşımazlar.
Y a da kocasının sağlığında şen şatır bir hayattan sonra.
Hatta yaşadıkları kasabada sinema olmadığı işin şehre topuklu pabuçlarını giyip omzunda kürkü ile localardan film izlemiş, hiçbir konseri kaçırmamış sanat aşığı yaşlı bir kadının yarı felçli ellerine bakıyorum.
O eller asla, "yok" demiyor.
Yatağa yapışsa da çok şükür demekte, kocası öldükten sonra çocukları akbabalar gibi malı bölüşüp, kimse anne bakımını üstlenmese de, yine de şikâyeti ar gören bu insan uluları mı gidip şehir meydanından kumanya alacaklar.
Altmış beşinde Seyhan abla.
Çocukluğumuzdaki gibi saçını yandan örmese de hâlâ nazlı bir genç kız gibi. Evlenemediği baba ocağından başını dahi uzatmamakta sokağa.
"Niçin sokağa çıkmıyorsun, bizlere gelmiyorsun" diyen konu komşuya; "laf söz olur" demekte.
Arada gülmekte komşuları, "ayol bütün mahalle senin artık evladın olur".
Anlayamıyorlar tabii, Seyhan abla neden öyle demekte, esnaf babacığından bir maaş kalmadı, halini bilen birkaç komşu gizlice yardımlarını götürmekteler, kıpkırmızı olmakta yanakları.
Laf söz olur derken, yardım istiyor demesinler diye, insanların iyi sözlerini bile duymamak için dışarı çıkmıyor Seyhan abla.
Ah Büyükşehir Belediyesi sen nereden bileceksin bu mazlumları, o kadar büyük değilsin işte.