Millet ve ümmet olarak ilginç bir dönemden geçiyoruz. Kırılıyoruz, yaralanıyoruz, kanıyoruz ve alışıyoruz. Politika ile yatıp politika ile kalkıyoruz. Çok yüzlülük demektir politika. Münafık diyemedikleri için bulmuşlar herhalde bu süslü kelimeyi. Verdiği sözünde durmamayı, yalan söylemeyi, konuşmayı ama yapmamayı başka hangi kelime olsa taşıyamazdı. İnsana yakıştıramadığımız her ne haslet varsa “Politikacı”ya yakışıyor. Tam üstüne göre dikilmiş. “Cuk” diye oturuyor.

Ne zaman televizyonu açsanız mutlaka bunları konuşurken bulursunuz. Sürekli canlı yayında olan bu adamlar memlekete meseleleri ile ne zaman ilgileniyor merak ederseniz. Herkes bir davul bulmuş çalıyor. Ezberleri de bir başka seviyoruz. Heyecanımız kalmamış bizim. Yeni bir söz duymaktan heyecanlanmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlıyor musunuz? Başınıza gelecekleri hesap etmeden bir mazlum için yumruk sıkmanın ne demek olduğu zamanları…televizyonlar ne derse desin gerçeği bildiğiniz zamanları hatırlıyor musunuz? Ümmetin bir parçası olduğunuzu hatırlıyor musunuz? Politika yapmak için harcadığımız her an kardeş kanına mal oluyor. Yerimizden kalkmaya tenezzülümüz yok. Bahane pazarındayız sürekli. Ve maalesef her aptal bahanenin bir ahmak alıcısı var. İthalat serbest; fikirler gdo’lu, artistler pazarda. Ne ararlar bilemem ama bu pazar gerçeklerin bulunabileceği bir mecra değil. Onu iyi biliyorum.

Popülizm. Gösteri mecrası. Fikir üreteceğini zannediyorsanız sizi naftalinleyip kışlıkların arasında özenle saklamamız lazım. Hele ki siz devleti popülizmle yönetmeye çalışıyorsanız eyvah eyvah. Önünüze konanı imzalamaktan başka yapabileceğiniz tek şey şeffaf promterlardan takılmadan metin okuyabilmektir. Bu millete ne faydası var peki? Sanal kumarın cazibesini arttırmak için 3 bakanlık çalışıyor, çocuk istismarı ile alakalı meseleyi tek bakanlık, bilgisayar oyunları yüzünden çocuklar ölüyor, dünyanın dört bir yanında mazlumlar sayılarına yenilerini ekliyor, bizdeki gündem “aldatıldık!” bu ne demek Allah aşkına!

Son dönemin en önemli toplum mühendisliği çalışmalarından birisidir bana göre “Aldanma, aldatılma” mevzusu. Kameraların önüne çıkacaksınız. Siz o kararları alırken sizi onca uyaran olacak “bak yapmayın, etmeyin” diye. Dinlemeyeceksiniz, bile bile bu ülkeyi ve insanlarını, sizden medet uman ülkeleri ve insanlarını umursamayacaksınız. Olan olup ölen öldükten sonra kameraların karşısına çıkıp “Aldatıldık” diyeceksiniz. Eğer uyarılmamış olsaydınız belki ama; size akıl veren her kimse kamuoyuna yapılan itirafı “tövbe” kabul ediyorsanız size kötü haberlerim olabilir. Tövbe hatanın tekrar etmemesidir. Bir değil iki değil üç defa aldatılıyorsanız kendinizi toplum mühendisliği mahareti kelimelerle kurtarmanız mümkün değil. Bu kadar kolay değil. Hatalarınızı itiraf ediyor olmanız bir “erdem” değil sayın büyüklerim! Gıda Bakanımız “gıdasını ithal eden ülke tam bağımsız değildir” der, bir başka bakan “Türk Telekom ihalesinde hata yaptık”der, başbakan yerli diye pazarladıkları tankların sadece cıvatalarını yaptıklarını söyler, Cumhurbaşkanımız da; AB istedi diye çıkarttıklarını itiraf ettiği zina yasası ile alakalı pişmanlığını dile getiriyor. İyi güzel de ; yani? Geçmişe sünger mi çekiyoruz itiraf edince? 15 yıl…yanlışınızda ısrar etmeniz, pişman olduğunuzu itiraf ettiğiniz hataları tekrar tekrar yapmanızdan evladır! Amerika ile kanki olacaksanız, önceki özelleştirmelerden pişman olup bir hafta sonra Şeker Fabrikalarını satışa çıkaracaksanız…yahut şöyle diyelim; “benimle gönül eğlendireceksen etme” kıvamındayız artık. Geri dönmeye korkacağımız kadar uzaklaşıyoruz gerçeklerden. Ama erdem hala hatadan geri dönebilenlerde. Aldanan, aldatılan itirafçılar için toplum mühendisleri başka bir kelime bulsunlar.

Kalbinizin sahibine emanet olun efendim..

Eyvallah!!!