“Dinlerarası Diyalog” fitnesinin nihai hedefi “Peygambersiz İslam”dır. Yahudi ve Hıristiyanlara şirin görünmek için “ehl-i kitap” kavramı istismar edilmekte ve alan açılmaktadır.

Fethullah Gülen, “Hoşgörü ve Diyalog İklimi” kitabında şöyle demektedir: “Kur’an-ı Kerim, kitap ehline çağrıda bulunurken, ‘Ey kitap ehli! Aramızda müşterek olan bir kelimeye gelin.’ Nedir o kelime? ‘Allah’tan başkasına ibadet yapmayalım.’ Allah’a kul olan başkasına kul olmaktan kurtulur. İşte gelin, sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim. Kur’an devamla, ‘Allah’ı bırakıp da, bazılarımız bazılarımızı Rab edinmesin’ diyor. Dikkat edin, bu mesajda, Muhammedün Resulûllah yok.”

Dinlerarası Diyalog fikrinin tohumlarını eken Muhammed Abduh (ö. tarihi 1905) aynı görüştedir ve Bakara Suresi’nin 62’inci ayetinin tefsirinde şöyle der: “Bu ayet, ehl-i fetretle ilgili değildir. Buradaki müminlerden maksat, Yahudiler, Hıristiyanlar, Sabiiler gibi bizim Peygamberimizden evvel gelmiş olan dinlerinin özünü yaşamış ehl-i fetret değildir. Bu ayetten bu mana çıkmaz. Bundan maksat ‘Peygamberimizden sonra yaşayan ve O’na iman eden müminler ile Allah’a ve ahirete iman eden, kendi kitaplarının aslına göre amel-i salih işleyen Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler’dir”.

Süleyman Ateş’in de aynı görüşte olduğu kendi beyanından anlaşılmaktadır. Ateş, Vatan gazetesindeki yazısında, “Her peygamber, insanlığa bu sonsuz ilahî rahmeti sunmaya çalışmış ve Allah’a şirksiz, ahirete şeksiz inanan ve sâlih amel yapan her ilahî din mensubunu cennetle müjdelemiştir. Ama insanların bencilliği, ilahî mesajın geniş ufkunu daraltmış, her din mensubu, sadece kendilerinin cennete girebileceğini iddia etmiştir” demektedir.

Prof. Dr. Bekir Karlığa, Hürriyet gazetesine verdiği röportajda şöyle demektedir: “İslam’ın temel anlayışı, Allah’ın varlığı ve birliğine dayanır. Birliği konusunda değişik spekülasyonlar olsa da, varlığını kabul ettikten sonra, gerisi üzerinde durmaz İslam. Hatta Allah’ın varlığından da öte Hz. Peygamberi kabul etmeyenlere bile hoşgörülü davranır (…)”

Hayrettin Karaman da “Polemik Değil Diyalog” adlı kitabında benzer görüşleri dillendirerek şöyle demektedir: “Kur’an-ı Kerim’de ehl-i kitapla ilgili (Yahudi, Hıristiyan) devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, ahirete iman, amel-i salihtir. Kur’an birçok ayette bunu söylüyor; yani Peygambere iman edin demiyor. Allah’a iman, ahirete iman ve amel-i salih diyor.”

Dinlerarası Diyalog savuncuları tarafından istismar edilen bahse konu ayetteki, “Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir” (Bakara, 62) ifadeleri Peygamber Efendimizin risaletinden önce gelmiş, şirke düşmemiş ehl-i fetret kimseler içindir. Yahudi ve Hıristiyanlar son Peygambere iman etmeden asla kurtuluşa eremeyecektir. Nitekim A’raf Suresi 157. ayette ehl-i kitaptan bahsettikten sonra 158’inci ayette, “(Ey Muhammed)! Deki: Ey İnsanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi Peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız” buyrulmaktadır ve kurtulu için Peygambere iman işaret edilmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de Yahudi ve Hıristiyanlar için, “Yaratıkların en şerlisi bunlardır” (Beyyine, 6) ve “Allah onları kahretsin! Nasıl sapıyorlar!” (Tevbe, 30) denmektedir. Fatiha Suresi’ndeki, “Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil” ayetini Hz. Peygamberimiz (S.A.V.), gazaba uğrayanları “Yahudiler”, sapkınları ise “Hıristiyanlar” olarak açıklamıştır.