Her yıl düzenlenen Kutlu Doğum Haftaları, Peygamberimizi belli çevrelerde ve biraz da kalıplaşmış ifadelerle anmaya vesile oluyordu. Peygamberimizin gündeme gelmesinde, bizim gibi başka İslâm ülkeleri de yeniden ele alıyorlar. Avrupa’da ezan seslerinin artması da bunun dolaylı etkisi olduğunu gösteriyor. Bu gelişmelerde Peygamberimizin hayatının daha geniş kitlelere anlatılmasının ve bu konuda pek çok daha somut kararlar almanın gereğini gündeme getiriyor.

Yıllar önce Harem-i Şerif’e düzenlenen baskından sonra kurulduğu için, bize şer gibi görünen şeylerde bizim için hayır olduğunu ifade eden Rabbimizin bir hikmeti daha tecelli etti. Bu yüzden, Peygamberimizle ilgili konularla İslâm’ın birinci elden yorumunu öğrenmek anlamına geldiği söylenebiliyor. Sanki gibi Medine döneminde Peygamberimize hiciv söyleyen şairler gibi oluyor. Bu da dünyanın İslâm’ı daha iyi öğrenmesine vesile olacaktır inşallah. Yüzlerce yayınlarla bunlar mümkündür.

HZ. MUHAMMED’İN HAYATI

Müslüman olduktan sonra Ebubekir Siraceddin adını alan İngiliz Müslümanlarından Martin Lings’in dilimize 20 yıl önce çevrilen siyerinin, çok satan gazeteler tarafından çok düşük fiyat ile okuyuculara ulaştırılması gerçekten sevindiriciydi. Böylece belki de pek çok eve siyer ve Peygamber hayatı ile ilgili önemli bir kaynak kitap ulaşmış oldu. Bu sayede Peygamberimizi herkes tanıyabilir.

Eserde, “referans anahtarı” olarak nitelendirilen kaynaklar, Kur’an dışında ilk siyerlerle 9. yüzyılda yaşamış sekiz önemli muhaddisin kitapları olduğu belirtiliyor. Martin Lings’in İngiliz edebiyatı ile Arap dili uzmanlığından gelen rahat ve anlaşılabilir anlatımı, herkesin benimseyebileceği bir dille siyer yazmasına imkân vermiştir. Şazeliyye tarikatına mensup olan yazarın üç yıllık bir emekle yayına hazırladığı bu siyer, yayınlandığı dönemde Pakistan’ın düzenlediği Siret Ödülü’nü de kazandı.

Kâbe’nin yapılışından başlayarak Peygamberimize gelinceye kadar Mekke’nin oluşumu, onun yaşadığı dönemi ve hayatının önemli safhalarını anlatan bu kitabın benzerlerinden farklılığı, siyerdeki olağanüstü halleri bile tabii bir dille anlatmasıdır. Batı kültürü içinde yetişmiş ve o kültürde yetişen insanların anlayabileceği dili iyi bilen bir ehl-i tarik Müslümanın, Peygamberimize yaklaşımı çok hoş…

Sade bir anlatı diliyle yazılan bu kitabı her yaştan ve her seviyeden insan anlayabilir. Bunu her okuyan da Peygamberimiz hakkında elbette batılılardan farklı bir din idrakiyle konuya yaklaşabilir.

Ebubekir Siraceddin’in Peygamberimizin Hayatı adlı eseri gibi özellikle Bâkî’nin, İmam Kastalanî’nin “El-Mevahîl Ül-Ledûniyye” adlı eserini dilimize tercümesi etmesi çok önemlidir.. Bâkî’nin bu eserinin pek çok bakımdan kattığı tecrübe üzerinde önemle durulur. Beş yüz yıl sonra bile hâlâ üzerinde duruluyor oluşu da zaten başlı başına ne kadar önemli olduğunun somut bir göstergesidir. Bu tercümeyi Necip Fazıl’ın sadeleştirerek yayınladığını da unutmamak gerekir

NECİP FAZIL’IN SİYERLERİ

Necip Fazıl’ın ‘Çöle İnen Nur’ adlı eserinin de önemli olduğunu unutmamak gerekir. Siyer kitapları arasında Necip Fazıl’ın Çöle İnen Nur adlı eserinin çok farklı bir yeri var. Bunun önemi, edebiyatımızda ilk oluşundan gelir. Bu eseri okumak için gerçekten bir ön bilgi gerekir. Sebebi de şu, Üstad bu eserlere 25 yıla yakın bir zaman emek verdi…

Çöle İnen Nur, Necip Fazıl’ın kitap olarak yayınlanan dinî eserlerinin ilki ve en çok alâka görenidir. 1950’den bu yana pek çok kere bu adla, bazen da “O Ki O Yüzden Varız” alt başlığıyla yayınlanan bu eserinin adının yanında, “çöle ve bütün zaman ve mekâna” ifadesi dikkati çekmektedir. Son olarak 1975’te son ve en güzel şekli kazandı.

200 yıldır pek örneği görülmeyen, sanatçılarımızın ilgi alanından çıkan siyer türünde yazılmamış eser olması ve daha sonra onlarca örneğinin yazılması Çöle İnen Nur’a ayrı bir önem kazandırıyor. Üstad, “sadece iman sahiplerine hitap edici” olduğunu söylediği bu eserini, “ilim değil, sanat eseridir” şeklinde takdim ederek edebi niteliğini vurgular.

Eserin “Başlangıç” bölümünde, Çöle İnen Nur adlı eser, Peygambere inanıp bağlanmanın önemiyle ona dair yazmanın değerine kadar vazgeçilmez İslâmi ölçüler anlatılır.

Necip Fazıl 92 bölümden meydana gelen eserinde, yalnız Peygamber’in hayatını destansı bir üslûpla anlatmakla kalmaz, Onun hayatından günümüze ışıklar düşürür. “Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber” nitelemesinin çevresinde Ehl-i Sünnet inancıyla bütün dinî ve dünyevî kavramları ele alır ve temel ölçüler çerçevesinde yorumlar. Eser, Üstad’ın şeyhi Abdülhakim Arvasî’ye ithaf edilmiştir. Üstad, Bâki’nin tercümeleri sadeleştirerek yayınlaması da önemli…

Üstad Necip Fazıl, Peygamberimizin ve yakınlarıyla bağlılarının hayatını anlatırken, bazen günümüzden onlara, bazen da onlardan günümüze gidip gelerek idrakimizi yeniler ve bizi diri bir dikkatle incelikleri kavramaya zorlar. Bugün İslâmî inceliklere riayet eden binlerce aydın varsa, bu dikkatin gelişmesinde, kırk yıl bu incelikleri anlatan Üstad’ın baskı sayılarını tespit etmek imkânsız olan dinî yayınlarının etkisi vardır. Özellikle Çöle İnen Nur pek çok yazar tarafından taklit edilmiştir.

Necip Fazıl’ın çok az insanda bulunan titizlikle anlattığı dinî eserlerindeki muhtevayı değerlendirmek kolay değil. Çağdaş bir Mevlid denemesi olan Esselâm adlı 63 parçalık şiiri de böyle bir heyecanın eseri. Önsözünde eser şöyle takdim edilir: “Umulur ki; bir gün Türk edebiyatı, bu eseri, yeni zamanların İslâmî tahassüste ilk temel kitabı saysın...”

Yalnız tasavvuf konusunda değil, fıkıh ve siyer konusunda da kaynakları, son devir âlimlerinden olan şeyhi Abdülhâkim Arvasî’nin önem verdiği kitaplardır. O yüzden, dini kültüre duyulan ilgide Necip Fazıl’ın çok büyük hizmeti olmuştur. Böylece Peygamberimizin tebliği daha çok dikkate alındı. Gerek Siyer ve giderek Sahabe hayatlarını da Üstad genişletir.

PEYGAMBER DÜŞMANLIĞI

Aslında bütün peygamberlere karşı saygılı olmak, kendi Peygamberimize ve kendimize saygılı olmamız anlamına gelir...

Yahudi ve Hıristiyan toplumları ile bizim aramızdaki farkın iman farkı olduğunu hem bizim, hem de dünyanın bilmesi lazım. Bizim için Peygambere iman, Allaha iman gibi İslâm inancının ayrılmaz bir parçasıdır, diğerleri için böyle değildir! O yüzden Yahudi ve Hıristiyan toplumları için Peygamber Düşmanlığı sıradan bir fantezi veya mitolojik tanrılarla çekişme gibi telakki edildiğinden ötürü, bizim tepkimiz onlar açısından aşırı telakki edilebilir.

Müslümanlar olarak inancımızı dünyaya tam olarak anlatamamak gibi bir kusurumuz var, ama bunu anlamamakta inat eden Yahudi ve Hıristiyan din adamları, politikacılarla iş adamlarını ikna ederek peygamber düşmanlığı konusunun basite alınmasını sağlıyorlar. Hiçbir münasebeti yokken Peygamberimize saldıran Salman Rushdi’nin romanıyla Danimarka’daki karikatürü düşünce ve ifade hürriyeti bağlamında değerlendirerek koruma altına alan Batılıların bilmediği bir şey var: Biz Müslümanlar için bütün hak peygamberler kutsaldır. 

Bir Müslüman yalnız Hz. Muhammed’e değil, Hz. Musa ve Hz. İsa’ya da iman eder. Bu, onlara saygı duyulmasına, Cebrail’in Allah’tan getirdiği vahiylere de inanmayı gerektirir.

Eğer İslâm devletlerinin veya halkı Müslüman ülkelerinin siyasi, ekonomik ve stratejik bir gücü varsa, bu güçler kullanılarak Peygamber Düşmanlığı’nın dünya çapında son bulması için, medeni olduğunu iddia eden ülkelerin toplandığı platformlarda ortaya konmalıdır. Yalnız Hz. Muhammed değil, Hz. Musa ve Hz. İsa da ismet sahibi elçiler olarak Cebrail’den Allah’ın emirlerini dünyaya getirmiştir, bizim böyle inandığımızı herkese anlatabilmemiz lazımdır.