Bu din camiden neşet ettiği, yayıldığı gibi varlığını da camilerle korumuş ve korumaya devam etmektedir. Bunun için de buralarda yürütülen hizmetler ehliyetli ve bu işi Allah rızası için yapan insanlarca sürdürülmelidir.
İçinde yaşadığımız topluma karşı hepimizin ilmi, imkânları ve bulunduğu makam oranınca sorumlulukları vardır. Bu sorumluluğu peygamber varisi olma şerefine ulaşmış olan âlimler ve hoca efendiler daha fazla taşırlar.
Allah Resulü hayatı boyunca başta en yüksek devlet görevleri olan ordu komutanlığı, devlet başkanlığı gibi görevleri ifa etmişse de en çok mihrap ve minberi kullanmıştır. Bunun için imamlarımız mihrapta ve minberde Allah Resulünün naipleri ve onun davasının takipçileridirler. Bu nedenledir ki ilk devir İslam âlimleri namaz kıldırma, vaaz etme dini ilimleri öğretme karşılığında ücret alınmasını caiz görmemişlerdir. Çünkü bu görevler yalnızca Allah rızası için yapılıyor ve herkesçe yerine getiriliyordu. Asıl olan da budur.
Bugün bu görevler için atanan insanlara maişetlerini temin etmek için maaş verilmesi bir zaruret halini aldığı için caiz görülse de bu görevleri yine de para alındığı için değil Allah rızası için ifa edilmelidir. Zira bu makamlar peygamber makamıdır ve ücretle ilişkilendirilemez.
Tabii ki Peygambere (s.a.v.) naiplik imamlarımızın üzerine büyük sorumluluklar yüklemektedir. Her imam efendi kendi cami çevresine gerçekten imam ve örnek olma, halkı irşat etme sorumluluğunu ta yüreğinde hissetmelidir. Halk arasında “kıldır kaç” tabir edilen ve görevini sadece camiyi “açma-kapama” şeklinde sürdüren bir imamlık ve müezzinlik anlayışı bu makamın ruhuna ve saygınlığına terstir. İmamlar ve müezzinler memur olarak bağlı bulundukları kuruma karşı sorumlu oldukları gibi, bulundukları makamın da manevi sorumluluğu altındadırlar. İmamlar bir tapu kadastro memuru değildir ve dükkânı kapatınca iş bitmez.
Elbette ki gecesini gündüzüne katarak çalışan ve etrafına nur saçan çok saygıdeğer imam efendiler vardır. Ama çoğunluğun bu bilinçte olmadığı ortadadır. Eğer her imam görevini yapsaydı bu ülkede cehalet bu kadar artmaz, çıplaklık bu kadar yaygınlaşmaz; meyhaneler, birahaneler ve içki satılan yerler her köşe başında mantar gibi bitmez; izbe yerlerde gençler uyuşturucunun esiri olmaz, resmi elle işletilen kumar oyunlarına bu kadar ilgi ve alâka gösterilmezdi.
Kim ne derse desin Türkiye manen kaybedebilmektedir. Bütün göstergeler eksiye doğru hızla ilerlemektedir. Özellikle aile yuvası hedef alınmakta, toplum temelden sarsılmaktadır. Sözde kadını koruma amaçlı çıkarılan kanunlar aile kavgasına tuz-biber ekmektedir. Muharremat bu kadar yayılırken elbette herkes -gerek sivil ve gerekse resmi- sorumluluğu oranında hesaba çekilecektir.
Ülkemizde bütün bu olumsuzluklar yaşanırken susup kenara çekilme dilsiz şeytan olmaktır. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler var ya işte onlara hem Allah lânet eder hem de bütün lânet edebilenler lânet eder.” (Bakara,159-160).
“Her kime öğrendiği ilim sorulur da o kişi çeşitli sebeplerden dolayı o bilgisini gizlerse kıyamet günü o kimseye ateşten bir gem vurulacaktır.” (İbnMace - EbûDavûd - Tirmizi, 3)
Âlimlerimiz bu tehdidin sorulduğu zaman hakkı gizleyen, gerçeği söylemeyenleri kapsadığı gibi, halkın ihtiyacı olan irşat ve bilgilendirmeyi yapmayanları da kapsadığını belirtmişlerdir.
Etrafımızda gördüğümüz, gözlemlediğimiz bütün aleyhte şartlar ve insanların isteksizliği bizi esir almamalı, ye’se düşürmesine asla müsaade edilmemelidir.
Hiçbir kimse hatırlatsak ne olacak, türünden bir mazerete sığınmamalıdır. Zira Rabbimiz Kitab-ı Kerim’inde, “Sen yine de öğüt ver, çünkü öğüt müminlere fayda verir” (Zariyat, 55) buyuruyor. Bu millet mayası itibari ile Müslüman’dır ve nihai noktada bu güne kadar hep dininden yana tercihlerini kullanarak bizi hiç yanıltmamıştır.
Kaldı ki inanmayan bir toplumda yaşasak dahi onlara karşı da hatırlatma görevimiz vardır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Siz, Allah’ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?” Onlar da, “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi. (A’raf,164)
Yarın hesap gününde bir mazeret ileri süremeyecek olanların vay haline…