Farsça kökenli olup geçmiş yıllara göre fazla kullanılmayan “diğerkâm”  veya “diğergam” olarak Türkçeye yerleşen kelimenin karşılığı “özgeci” kelimesidir. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ünde “özgecil” şeklinde yazılmaktadır (Ankara 1966, s. 199). “Başkalarını düşünen” (Ferit Devellioğlu: Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara 1984, s. 218) anlamına geldiği gibi, “başkalarının iyiliği için fedakârlık etmek tabiatında olan, başkaları için yaşayan” (TDK Sözlüğü, s.578) kimseyi nitelemede de kullanılmaktadır. Başka bir ifadeyle, “kendinden çok başkalarını düşünen, başkalarının iyiliği için fedakârlık yapacak yaratılışta olan” (İlhan Ayverdi: Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı, İstanbul 2011, s. 281, ayrıca 970) kimseye özgeci denmektedir. Batı dillerinde, Latince “diğeri, başkası” anlamına gelen “alter” kelimesinden türetilmiş “altruisme” kelimesi kullanılmaktadır (W.L.Reese: Dictionary of Philosophy and Religion, Humanities Press, New Jersey-London 1995, s.12). Aşağı yukarı “başkalarının kişiliğini, menfaatlerini gözetip saygı duyma” anlamlarının yüklendiği söylenebilir.

“Diğerkâm” veya “özgeci” kelimesinin karşıtı “hodkâm”, “bencil”dir. “Altruisme”in karşıtı olarak “egoisme” Batı dillerinde ortak olarak kullanımdadır.

Burada kelimelerin kökeni, türetilmesi, benzer veya karşıt anlamlarının neler olduğu gibi konuları açıklamak, tartışmak değildir elbet. “Şahsiyet” veya “kişilik”, esas olarak “insan” konusuna işaret etmek maksadıyla imada bulunmaktır. Kelime, aynı zamanda kavram mahiyeti itibariyle soyut olsa da genellikle bir olguyu, olayı veya durumu anlatır, en azından ilişkisi kurulur. Böylece insanın duygu ve kavrayış dünyasına dâhil edilir. Öyle de yapacağım, yani kaynağını tam ve açık bir şekilde belirtme imkânı olmasa da bir olaydan yola çıkacağım.

Rivayete göre, Peygamberimizin namazda faziletine işaret ettikleri ön safta olmayı bir sahabi şiar edinir. Özellikle sabah namazını uzun bir süre ön safta ifa eder. Ancak bir gün geç kalır. Dolayısıyla daha geri safta kılar. Bu durumu kendi içinde irdeler ve bir anlamda bu davranışının “bencil” olduğunu düşünür. Çünkü kendisi erken davranıp ön safta yer tutmakla diğerlerinin vurgulanan sevaptan yoksun kaldıkları değerlendirmesini yapar. Nasıl kendisi ön safta namaz kılmakla daha fazla sevaba nail olmayı istiyor ve umuyorsa diğerleri de aynı istek ve duygu içinde olmak durumundadırlar. Onlara da böyle imkân verilmelidir.

Kısaca naklettiğimiz olayda “özgeci kişilik”in somut bir örneğiyle karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Bu olayda ortaya çıkan kişiliği ahlaki bir ilkeye bağlamak gerekir. “Kendin için istediğin bir şeyi başkası için de iste.” Şöyle de ifade edilebilir bu ilke: “Kendin için istemediğin bir şeyi başkası için de isteme.”

Ne var ki, bir cümlede ifade edilen bu ilkenin irdelenmesi gerek felsefe, gerek etik ya da ahlak felsefesi alanında birbirinden farklı öğretilerin, görüşlerin ve anlayışların ortaya çıkmasına da kaynaklık edecektir. Sözgelimi Faydacı ve Özgeci ahlak öğretileri böyledir   (daha geniş bilgi için “Ahlak-Hukuk İlişkisi”, İFAV Yayınları, İstanbul 1988, bakılabilir).

Sanıyorum, sadece ahlak alanında değil, hayatın hemen her alanında, özellikle kamusal hayatın söz konusu olduğu siyaset alanında giderek artan oranda “bencilliğin” öne çıktığı, dahası neredeyse bir ilke halinde kavranır olduğu söylenebilir. Onun için “özgeci kişilik”lere ihtiyacın ötesinde bir zorunluluk olduğunu fark edip kavramak hayati derecede önem arz etmektedir, denebilir.