Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
İman nedir? Günümüz Müslümanlarının ve insanlığın “iman” kavramını yeniden okumaları gerekir. Müslümanlar; içine düştükleri zilletten ancak bu iman okuması ile kurtulabilirler.
İMAN
İman; birini sözünde tasdik etmek, onaylamak, kabullenmek, itimat etmek, gönülden benimsemek, güvenmek, güvenilmek manasına gelir. İman; Allah’ın ilahlığını bütün yönleri ve unsurları ile şeriksiz, nifaksız ve tereddütsüz olarak kabullenmek, onaylamak ve tasdik etmektir. Bir kimsenin mümin olabilmesi ancak, “Allah’ın ilahlığını” her bakımdan kabullenmesine, onaylamasına, tasdik etmesine bağlıdır. İman; Allah Resulünü, Allah›ın katından getirmiş olduğu “Kur’an ve hükümlerinin” tamamında kesin olarak tasdik etmek, bunu diliyle ikrar edip, Kur’an’ı ve hükümlerini “din ve düzen” olarak yaşamaya ve yaşatmaya çalışmaktır. Tevhit kelimesi; “La İlahe İllallah, Muhammedün Resulüllah” imanın ana giriş kapısıdır. Bu kapıdan içeri giren herkes “din ve düzen” olarak İslam binasının içine giriş yapmış olur. İman eden müminler; imanlarından sonra inkârcıların, müşriklerin, münafıkların, Siyonist Yahudilerin, Haçlı Hıristiyan batının, işbirlikçi münafıkların birlikte inşa ettikleri kuvveti üstün tutan AB’ye, Faizci kapitalist düzene, materyalist eğitime, ABD ve İsrail stratejik ortaklığına rıza gösterip evrilemezler. Bu evrimle, müminin imanı ile bağdaşmaz. İman ile küfür, aynı kalpte birleşmez. İman; küfrün, şirkin, nifakın zıddıdır. Bu bakımdan iman; hak ile batılı birbirine karıştırıp sentezlemeye rıza göstermez. İman; din ve düzen olarak “İslam’ı” mecbur tutar. İslam için de “iman” bir zarurettir. “İmanı” bu şekilde okuyan bir kimse, hayatının hiçbir safhasında “Kur’an ve ahkâmına” uygun olmayan hiçbir işin ve düzenin yanında yer almaz.
İLAH
Bir kimsenin mümin ve Müslüman olabilmesi için; “La İlahe İllallah, Muhammedün Resulüllah” Tevhit kelimesini bilerek kalbiyle tasdik edip diliyle söylemiş olması gerekir. Tevhid Kelimesinin manası ise “Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed Allah’ın elçisidir” demektir. Ancak bu sözün iyice anlaşılabilmesi, “İlah” kelimesinin iyice bilinmesine bağlıdır. İlah kelimenin lügat manası incelendiğinde aşağıda zikredilen dört ana mananın aynı zamanda ifade edildiği görülecektir. Bu manalar şunlardır;
- Kendisine kulluk yapılacak şey,
- Kendisinden yardım istenilen şey,
- Rızası gözetilecek şey,
- Hak ve adaleti tanzim edici, kanun koyucu. Bu sebeptendir ki bizler “Tevhit Kelimesi”ni söylediğimiz zaman; ey Rabbimiz, biz inanıyoruz ki Allah’tan başka kulluk yapılacak, kendinden yardım istenecek, rızası gözetilecek başka bir ilah yoktur, “hak ve adaleti” sen tayin edersin. Allah’ım, tayin ettiğin “hak ve adalet ölçüleri”ni Peygamberimiz Hz. Muhammed’e indirdiğin Kur’an’da bildirdin. Peygamberimiz de bu “hak ve adalet” ölçülerini bize olduğu gibi tebliğ etti ve yaşayarak bizlere mükemmel bir model oldu. Biz, Senin Kur’an’da bildirdiğin bu hak ve adalet ölçülerini, uygulaması ile birlikte Peygamberimizden alıyoruz. Ve biz Tevhid Kelimesini söyleyip iman etmiş kimseler olarak gerçekte, Seni “hak ilah” kabul ediyor, bildirdiğin “hak ve adalet” ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için çalışacağımıza söz vermiş oluyoruz.
MÜSLÜMAN
Müslüman; imanından sonra İslam sözüne sadık kalabilen kimsedir. Bu isimlendirmeyi inananlar için bizzat Allah yapmıştır. HAC 78: “Allah yolunda (din ve düzen olarak İslam’ın hâkimiyeti için) hakkını vererek, O’nun cihadına layık cihat ediniz. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atanız İbrahim’in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a (yolu İslam’a) sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır.” Müslüman; Allah’ın rızası olan İslam’a din ve düzen olarak tabi olan kimsedir. Bunun dışında başka bir Müslümanlık yoktur. Müslüman’ın hayatı “iman ve cihat” imtihanıdır. Müslüman, hem kendi saadeti ve hem de bütün insanlığın saadeti için ümmet halinde, teşkilatlı bir şekilde malıyla canıyla cihat etme görevlisidir. Müslüman, “Adil Düzen” yolunda nasıl cihat edilmesi gerekiyorsa; malıyla, canıyla, gözyaşıyla, alın teriyle cihad eder. Bunlar birbiriyle bağlantılı hususlardır. Biri terk edildi mi olmaz. Öyle ise inananlar ve Müslümanlar olarak sözümüze ve özümüze sadık kalarak her zamankinden daha fazla “Milli Görüş’e” sarılmak ve zalim sultan karşısında hakkı söylemek cihadından geri adım atmamalıyız. FUSSİLET 33: “Allah’a (din ve düzen olarak yolu İslam’a) davet eden, salih ve faydalı işler yapan ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim vardır” Burada inanalar için sıralanan üç vasıf vardır. Bunlar; 1. İnsanları din ve düzen olarak Allah’ın yolu İslam’a, yani Adil Düzene davet edip, faizci kapitalist düzene boyun eğmemek, 2. İnsanların saadetini sağlayacak hayırlı faydalı işler yapmak, 3. Ben de kuvveti değil, hakkı üstün tutan Şuurlu Müslümanlardan, Milli Görüşçülerdenim diyebilmektir. Bu üç vasfa sahip olanlar kurtulur, mahrum olanlar ise yok olup giderler.
İMANI KORUMAK
İmanı korumak ancak Milli Görüş sahibi olmak ile mümkündür. Bunun ilk şartı, batıl akidelere değil, “Tevhit” akidesine bağlanmak ve hakkı üstün tutmaktır. İkinci şartı, nefse esareti değil, nefis terbiyesini esas almaktır. Üçüncü şartı ise, materyalizmi değil, maneviyatçılığı benimsemektir. Buna dikkat eden her inanan kimse zalimlerin siyasetini değil, Peygamberlerin ve salihlerin siyasetini kendisine yol edinir. Milli Görüş sahibi olmak, Saadet Partili olmak derken kastedilen şey budur. Selam hidayete tabi olanlara...