Aliye Demir – Isparta

Soru: Doğum günleri, yaş günleri, anneler günleri, babalar günleri yapmak caiz mi? Bugünlerde alınan hediyeler caiz mi?

Cevap: Hediyeleşmek sünnettir. Ancak, hediyeleşmenin belli bir amacı vardır. O da, sevgi ve muhabbeti arttırmaktır.

Ancak, özel günler Batı tandanslı. Kapitalizmin oyunlarından biridir. Özel günler tüketime özendiricidir, israfa yönlendiricidir. Özel günleri kullanarak insanları gereksiz tüketime yönlendirmek yanlıştır.

Özel günlerde insanların hediye alma verme ihtiyaçlarından kaynaklanan pazarların oluşturduğunu ve bu pazarların dünya genelinde insanları tüketime yönlendirir.

Ancak tüketme kavramı insanların maddi durumlarıyla ilgilidir. Maddi durumda olan kişilerin üzerinde olumsuz etkiye yol açabilir.

Yılbaşı gibi günlerde toplumun psikolojik yapısından yararlanarak hediyelik eşya fuarları kurma, ürün reklamlarını arttırma gibi faktörlerle toplumlar tüketim kültürünün içine çekilmektedir.

Bütün bu günler Batı kültürünün ürünüdür. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, İslam dışı güçlerin hiçbir âdetlerine uymamış onların hilafına fiillerini işlemiştir. Şimdi Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in ümmeti olarak bizler O’nun izinden nasıl dönebiliriz? Dönemeyiz… O halde O’nun peşinden gideceğiz…

Cum’a namazından hutbe ne zaman okunur?

Cumali Köksal / Kahramanmaraş

Soru: Bir yerde bir konuşma dinledim. Konuşmacı Cum’a namazından bahsediyordu. Konuşması içinde hutbeye değindi. Hutbe asr-ı saadette Cum’anın farzı kılındıktan sonra okunuyordu. Emeviler zamanında bunu Cum’a namazından önceye alındı, dedi ve daha bazı ilavelerde bulundu. Ben bunu ilk defa duydum. Kendi kendime nasıl olur diye düşündüm. Hocanın söylediği doğru mudur? Siz ne dersiniz kısaca da olsa bu hususa bir açıklık getirir misiniz?

İlginize teşekkür ederim.

Cevap: Cum’a namazı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in hicretinde Kuba’dan Medine’ye gelirken farz kılındı. Ve orada kılındı. O günden bu yana kesintisiz kılındı.

Namazların vakitleri, nasıl kılındıkları, hutbenin zamanı ve yeri ezan namazından ve hutbeden hatip mindere çıkıp cemaate selam verip oturduktan sonra bir kere okunurken Hz. Osman zamanında cemaat çoğaldığı için, herkes duysun ve Cum’a namazına yetişsin diye daha önce okunduğu açık ve kesin olarak bilinmektedir. Emeviler böyle bir şey yapsalardı. Ömer bin Abdulaziz ve daha sonra iktidara gelen Abbasiler bunu düzeltirlerdi. Veya da sonra kitaplarda buna açıkça rastlanırdı.

Kitaplarda şöyle bir olay anlatılır:

Bir gün Rasulüllah (s.a.v.) Cum’a hutbesi irat ederken Medine-i Münevvere’de bir ticaret kervanının ulaştığı ilan eden sesler duyuldu. O sıralarda kıtlık olduğu için gıda maddesi getirecek bir kervanın gelmesi dört gözle bekleniyordu. Bu sesleri duyan cemaatin önemli bir kısmı o anda ibadet halinde olduklarını unutup yerlerinden fırladılar ve o tarafa doğru koştular. Mescidde sadece 12 kişinin kaldığı rivayet edilir. (Buhari, Tefsir 62. Tirmizi, Tefsiz 62. Taberi XXVIII, 103-105, İbni Atiyye V.309)

Hz. Peygamber’de minberde bu şekilde (ayakta dururken) bırakıp gidenlerin ilk muhacirler ve Ensar değil henüz İslam’ı özümseyememiş yeni Müslümanlar olması da muhtemeldir. (Derveze VIII, 233) Nitekim bazı rivayetlerde belirtilen sayı daha yüksektir. (Zemahşeri, IV, 99. Râzi XXX, 10) Onları telaşlandıran asıl âmil gecikip mal alamama telaşıdır. Fakat kervanın gelişi o günkü âdetlere göre çalgı âletleriyle ve insanların ona eşlik eden sevinç çığlıklarıyla duyurulduğu için bu koşuşturma aynı zamanda sevinç çığlıkları duyurulmuştur.

Cum’a namazı mânevi değeri büyük bir ibadettir. Fıkıh kitaplarında tartışılan şu veya bu şart gerçekleşmiyor diye Cum’a namazını terk etmek büyük bir hatadır. Kur’an-ı Kerim, ezanı duyanın Cum’a namazına koşsun emri veriyor. Şart ileri sürmüyor. Müslümanlar bir cemaat teşkil ediyorsa, içlerinden birisi namazı kaldırabiliyorsa, buna itiraz eden de yoksa Cum’a farzdır, kılınmalıdır.