Deprem bölgesi olan, bugüne kadar çok sayıda deprem yaşanan Erzincan’da bir panel…

Panelin konusu, “Deprem ile Yaşamak”. Konuşmacılar panelde şunlar dile getirdi;

* “Kuzey Anadolu fay hattı, Doğu Anadolu fay hattı, Güney Doğu Anadolu fay hattı… Yerin altını ıslah ve terbiye ile mükellefmişiz gibi bir psikoloji içerisine girdik ve fay hatlarını terbiye etmeye kalktık. Fakat bunun olmadığını yaşayarak öğrendik.”

* “Dikkatimizi bu kez doğru yere, yerin üstüne vermeye başladık. Akıllı adam, olacağı görüp tedbir alır. Bu anlamda iki şeyi yapmak lazım; bir, fay hatlarını kovalayamıyoruz, kaçmıyorlar o zaman biz onlardan uzak duracağız. Ne olacak, dağlara yani kırsala doğru gideceğiz. Munzur’a doğru gideceğiz, yerleşim yerlerini oralara götüreceğiz. Çünkü dağlar dünyanın çivisidir.”

* “Ovadaki 7,7 büyüklüğündeki deprem Munzur’un eteklerinde 4,7’ye düşer, 3,7’ye düşer. Hasar ve ölüm olmaz. Birincisi bu ama ikinci bir problem var. Mevcut yerleşim yerlerini ne yapacağız? Onlara da kafa kâğıtları çıkaracağız. Aynı araçlardaki muayene kâğıdı gibi kiraladığınız evin konut muayene kâğıdını isteyeceksiniz. Satarken de onu ibraz etmek zorunda olacaksınız.”

* “Bina güvenliği açısından binanın zemin katının diğer katlardan daha yüksek olması gerekir. Bu süreçten sonra bina planlaması yaparken bunlara dikkat edilmesi gerekir. Binalardaki ‘çıkma’lara mümkün oldukça izin verilmemesi gerekir.”

* “Depreme ilk müdahale edecek kişinin oranın insanı olması gerekir. Mahalle temsilcilerinin olması gerekir. Deprem anında doğru müdahale yapılması için eğitimlerin iyi olması gerekir. Gençlerin iyi yetişmesi, özellikle üniversitelerin bir fabrika gibi bu konuda çok aktif rol oynaması elzemdir.”

* “ Hatay’da kenar mahalleleri de gezdik. Amik Ovası'nda, Asi Nehri'nin kenarında taş taşın üstünde kalmamış ama yukarılarda, tepelik yerlerde çok daha mütevazı çok daha eski evler duruyor, çatlak yok. Kayalık zeminler olduğu için. Erzincan için de güvenli kenarlara yükselmek lazım. Fay hattından uzakta.”

*“Ovaya mümkün oldukça az bina yapmak lazım. Çünkü yine örnek vereyim Malatya’da Yeşilyurt’ta villalar bir iki kat, ama gidin görün yerle bir olmuş durumda.”

***

Okudunuz… Dile getirilen görüşlere şapka çıkarılır! Kimsenin itirazı olmaz bu düşüncelere! “Peki, ama uygulama nerede?” diye soracak olursanız işte burada bir sorun var sanki!

Bütün meselemiz de bu değil mi zaten! Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz ama iş uygulamaya gelince bambaşka uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz!

GÜÇ DENKLEMİNDE D-8

Geçen yazımda Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Kadın Kolları Başkanı Merve Aydın Küçük’ün, şu görüşlerine yer verdim;

* “Rahmetli hocam Prof. Dr. Sencer İmer çok değerli bir insandı. Kendisinden hem ders aldım hem de tez danışmanımdı. Kendisiyle birlikte çelik üretimi içerikli bir D-8 yüksek lisans tezi yazdım. Vefatından önce bu tezin makale olarak yayınlanması gerektiğini söylemişti fakat yakın zamanda MGV Yayınları’ndan kitap olarak çıkacak inşallah…”

Merve Hanım’ın sözünü ettiği işte o kitap çıktı. MGV Yayınları’ndan. Kitabın adı, “Güç Denkleminde D-8”.

Kitap hakkında şu görüşler dile getiriliyor;

* “Dünya tarihi son iki yüzyıl içerisinde büyük olaylara sahne olmuş, sistemler değişmiş, sistem arayışları içerisinde devrimler gerçekleştirilmiş, teknolojik anlamda çok yeni bir döneme girilmiş ve dünya bambaşka bir şekle bürünmüştür. Kargaşa ve çatışma içerisindeki son iki yüzyılın en önemli iki olayı da 20. yüzyılda yaşanan iki büyük dünya savaşıdır.”

* “Büyük savaşlar ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesi ile son bulan sürecin sonunda bulunan çözümler demokrasi, özgürlük ve refah yerine bloklar hâlinde ittifaklar oluşturmuş, güçlü olanların etki alanları netleşmiştir. Sanayileşmiş ve güçlü devletlerin gücü ve zenginliği artarken sanayileşmemiş ve zayıf ülkeler daha da fakirleşmiş ve geri kalmıştır.”

* “Güç nedir? Bir ülke hangi güç unsurları ile güçlü olur? Bu güç mücadelesinde D-8’in önemi nedir? Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın hayatı ve dünya görüşünün bu mücadeledeki yeri nedir?”

***

İşte bu soruların cevabı, Merve Aydın Küçük’ün bilimsel bir çalışma olarak kaleme aldığı bu kitapta…

Hayırlara vesile olsun. Kütüphanenizde mutlaka bulunsun derim…

(İsteme adresi: MGV Yayınları. Aydınlar Mah. Hürriyet Cad. No: 184/C Çankaya/ Ankara. Tel: 0312 480 51 11, www.mgvyayinlari.com)

GEOTEKNİK MÜHENDİSLERİ EKRANLARDA NEDEN YOK!

* 1942 doğumlu… Düşünceleri ve mücadelesi ile bir döneme damga vuran Mahmut Celaleddin Ökten'in oğlu. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Mühendisliği'nden mezun. Bir müddet mesleği gereği Amerika ve Avrupa'da bulundu.

* Kuşak, muhit ve ailesi itibarıyla son İstanbullulardan. Bilhassa medeniyet ve kültürel sosyoloji sahalarına gönül verdi. Gelenek ve modernizm hususlarında eserler kaleme aldı. İnsanı içindeki bir an dahi susturulamayan vicdan ile yüzleşmeye çağırdı, sürekli.

Kimden mi bahsediyorum; Sadettin Ökten’den… Depremlerden bahisle şöyle diyor Sadettin Ökten hoca:

* “Ovalara yerleşmeyeceğiz. Ovalar ziraat için. Bunun dini kaynaklarda karşılığı da var. Jeolojik kaynaklarda karşılığı var.”

* “Hakkı yenen bir meslek grubundan size söz edeceğim; geoteknik mühendisleri... Hiç ortada yoklar... Hâlbuki mevzu onların mevzu. Nedir o derseniz, zemin mekaniği (Soilmechanics). Jeologlar alttaki kayaya kadar gelirler. Ondan sonra üstte bir zemin var; 30 m, 40 m, 50 m, 60 m, 1 m; o geoteknik mühendislerinin işidir. Onlardan bir hazret görmedim televizyonlarda.”

***

Sadettin Ökten, bilimsel yöntemler ve mühendisliğin güzel bir birleşimi olan geotekniğin öneminden böyle bahsediyor.

Sahi, geokteknik mühendisleri ekranlarda neden yok!