Ötekinin varlığını kabul edememek bir hastalık belirtisidir. Hele ki derdi ötekileştirilmişliği sonlandırıp saadet dünyası kurma iddiasında olanlar için. Nitekim iddia ispat istediği gibi samimiyet de ister. Bu bakımdan bir insanın iddiası nasıl birtakım ölçütler içermesi gerekirse hareketlerin de bu şekilde birtakım ölçütlerinin olması gerekir. Şayet insanlar ölçütleri kendi istekleri lehine yorumlayıp buradan bir menfaat devşiriyorlarsa buradaki gerçek ölçütler ortadan kalkmış demektir. Hamaset, nefret ve üstenci her türlü yaklaşım dengesizlik sonucu ortaya çıkar. İnsanlar, toplumlar, topluluklar sadece kendilerini doğru addedip başkaca her şeyi ve herkesi yanlış ve yoldan çıkmış olarak görmek ise bu hastalığın muhataplarını nasıl ve ne kadar sarıp sarmaladığının bir göstergesidir. Bu nedenle bu tarz kimseler ve topluluklar için bir karar verme anı gelmiştir. Ya yol yürünecek ya yol tahrif edilecektir. Bu ince bir çizgidir.
Sözler, eylemler, emanetler yola ve yolculuğa hizmet etmiyorsa burada ne kadar yolun, yolculuğun argümanları kullanılıyormuş gibi yapılırsa yapılsın yol kendine eğri bakanı da terbiye eder. Ancak yoldan ve yolculuktan mesul olanların da sorumluluklarını yerine getirmeleri ve bir irade ortaya koymaları gerekir. Bu hem yol üstünde hem de yola düşecek olanların selameti açısından oldukça önemli bir aşamadır. Davet ve devam açısından bir istikrar getirmek gerekir ki hadsizlik ve haksızlıklar son bulabilsin. Değersizleştirmeler ortadan kalksın. Sadece yola emek vermiş büyük isimleri anmak gelecek adına hareket etmekten vazgeçmek hem de onlara alternatif bir anlatı oluşturmak onların sahiciliklerini baltalamaya vesile olur. Bu bakımdan kendi bünyesindeki değişimi, kirlenmeyi göremeyenlerin baktıkları her şeyi kirli görmeleri doğaldır, bu nedenle teselliyi başkalarının övgülerinde, ödüllendirmelerinde bulurlar.
Sevgi ve saygı ortadan kalktığında her şey aritmetiğe dökülür ve ilişkiler önem kazanır. Oysa sevgi ve saygı aynı zamanda ölçülü olmayı da içinde barındırır. Bu bakımdan kimin ne dediğinden ziyade ne yaptığına bakılır. Şayet bir yol yürünecekse yola saygısı olmayanın yolculuğu da ziyan olur. Hem de kullandığı bütün o büyüklenmelere rağmen. Zaman çok hızlı geçiyor. Nostaljiden, öteki oluşturmaktan vazgeçip bir an önce başkalarını da anlamaya ihtiyaç var. Hem de fazlası ile. Bütün meseleleri bağlamından koparıp keyfiyete göre yorumlamak bu yorumları da bir zehir kovası gibi hanelere ulaştırmak en büyük zavallılıktır. Onun için sürekli sanki bir dert varmış ve bu dert ulvi gayelerle ifa ediliyormuş rolüne yatmak sadece kötü bir oyunculuğun göstergesidir. Zavallılıktır. Elbette ki zaman her şeyin ilacıdır. Ancak bir topluma reçete sunmak hasta bir bünyenin yapabileceği bir iş değildir.
Bazı genişlemeler obezlik gibidir. Yavaş yavaş başlar ve bünye birden taşınmaz bir hale gelir. Bugün bu obezlik giderek her yerde karşımıza çıkıyor. Onun için sıhhate ihtiyaç var ve her balon er ya da geç patlar. Bugün kendilerine gaz verenler biraz daha fazla gaz verdiğinde akıbetleri ne olacak yaşayıp göreceğiz. Onun için insanları akl-ı selime çağırmak gerekir ve akl-ı selim er ya da geç hâkim olur. Makul ve mantıklı atılan her adım güzellikleri de beraberinde getirir. Öteki nefreti davet edicinin en büyük handikabıdır. Nefret yaklaşımı ise faşistliğin en üst eşiğidir. Onun için ne kendi nefsine ne de başkasına zulmetmenin bir anlamı yoktur. Bugün herkesin her zamankinden daha çok yekvücut olması gerekir. Çünkü yol sancılı bir noktaya varmıştır. Bu sıkıntının ardı selamettir. Hoşça bakın zatınıza…