HALİFE Hazreti Osman ile Ertuğrul Gazi oğlu Osman ın
aralarında 7 asra yakın zaman vardır. Hazreti Osman dan sonra, bir İslam
Devleti nin başkanı olarak aynı isimli biri ilk defa geliyordu. Evet isimleri
benziyordu ama şaşırtıcı olan husus, huyları, ahlakları, halka olan
davranışları ve idare tarzları da birbirlerine çok benziyordu.
Osman Bey 1254 Miladi yılında Söğüt te doğdu.
Babası Ertuğrul Gazi ve anası Hayme Hatun un elinde
büyüdü.
Daha yirmili yaşlarında babası Ertuğrul Gazi nin yerine
cihada ve sefere bey olarak katılan Osman Gazi, babası vefat ettiğinde 27
yaşında bir delikanlıdır ve aslında komutanlıkta tecrübe kazanmış bir beydir.
Salih, dindar, kahraman, cesur ve merhametli bir kimse
olarak Osman Gazi, açları doyurmak, açıkları giydirip donatmak, dul ve
yetimleri gözetip korumak gibi iyi hasletlere sahip bir kimse idi. Hak ve
adalete saygılı, üstün yeteneklerle mücehhez bir hükümdar olan Osman Gazi,
kılıcından ziyade adalet severliği ve merhameti ile tanınıyordu. Aşiretin
başına geçtiği zaman, 27 yaşında bir genç olmasına rağmen, siyaseti iyi bilen,
halim selim bir kimse olmakla birlikte, gerçekleri savunma konusunda korkusuz
ve cesurdu.
Osman Bey fethettiği yerlerde İslam şeriatının
hükümlerine göre hareket eder, halkı arasında ırk, din ve milliyet farkı
gözetmezdi. Güçlü bir komutan olduğu kadar, sabırlı ve olgun bir idareci idi.
Yanında çalışanlar, kendisine karşı büyük saygı gösterirlerdi. En zorba
kimseler bile, onun huzurunda asla haddi aşmazlar, saygıda kusur etmezlerdi. O,
kuvvet ve zenginlik olarak üstün olanların değil, daima haklıların yanında yer
alır, kimsenin ezilmesine tahammül edemezdi. Hoşgörüye sahip ve yumuşak huylu
bir kimseydi. Tıpkı Halife Hazreti Osman gibi.
Şeyh Edebali, Dursun Fakıh gibi tasavvuf ehli
bilginlerin, hem beyleri hem de tebayı yetiştirmesi, eğitmesi ve yönlendirmesi
ile yeni devlet, muhteşem olduğu kadar, adil bir idareye de
hazırlanıyordu.
Böylece dünyanın kuvvetten başka bir güç ve otorite
tanımadığı bir dönemde, yeni yeni filizlenip gelişen Osmanlı Devleti nde
adalet, hak ve hukuk prensiplerine göre davranıp hareket etmek, babadan oğula,
nesilden nesile yaşayacak şekilde mayalanıyordu. Bu mayada, Osman Gazi nin
kılıcıyla ve güzel huylarıyla, Şeyh Edebali nin ilmi ve tecrübesiyle, halkın da
cihad ruhu ile eğitilmiş itaat geleneğine uymasının büyük payı vardır. Doğrusu
şudur ki, Osman Gazi nin yetişmesinde büyük bir rolü olan bilge adam, aynı
zamanda kayınpederi Şeyh Edebali dir.
Osman Bey, çevrede bulunan Bizans Tekfurları ile iyi
geçinmeye gayret ediyor olsa bile, tekfurların kötü niyetleri ve sinsi
hareketleri sebebiyle sık sık savaşlar çıkıyordu. Böylece Osman Gazi ye fetih
için imkanlar doğuyor, o da bu imkanları en iyi şekilde değerlendiriyordu.
Kolacahisar, İnegöl ve Karacahisar ın fethi, çökmekte
olan Anadolu Selçuklu Devleti nin başında bulunan Sultan Alaaddin Keykubat ın
dikkatini çekti.
Alaaddin Keykubat, Selçuklu Devleti tarihe intikal
etmeden önce, Anadolu da İslam ruhunu yaşatacak bir mirascı bırakmak niyetinde
idi. Beylikleri gözden geçirdiğinde ise Karaman ve Osmanlı arasında mukayese
yaptı, karar vermekte tereddüt etmedi. Bu mübarek toprakların, parçalanan
beylikleri kolaylıkla yutacak bir gayrımüslim milletin eline geçmemesi için,
Osman Bey e ferman vererek onu yerine bırakmayı uygun gördü.
Bir ferman, bir sancak ve bir de mehter takımı
göndererek, Osman Bey e bundan böyle bağımsız hareket etme yetkisi vermişti.
Osman Bey de kendisine verilen bu yeni paye karşısında
Alaaddin Keykubat a, onu tanımaya ve ona saygı göstermeye devam ederek karşılık
verdi. Bayrak, davul ve ferman geldikten sonra da Osman Bey, ganimet malından
beşte birini ayırarak birçok hediyelerle birlikte Konya ya giderek, Sultan
Alaeddin le buluşmak, rızasını alarak veliahdı olmak amacını güttü.
1299 yılında Osmanlı Devleti bu şekilde doğmuş
bulunuyordu.
Osmanlı Beyliği bağımsızlığını ilan edip, doludizgin
cihad için serhatlara koşmaya başladığında, Anadolu daki diğer beylikler de
harekete geçtiler. Derhal bağımsızlıklarını ilan edip, Selçuklu nun varisi
oldukları iddiasıyla harekete geçseler de Osman Bey manevi olarak kendini hep
Selçuklu ya bağlı addediyordu. Bunu bir vefa borcu kabul ediyordu.
Sadece Osman Bey değil, Osmanlı Sultanları, ta Fatih
Sultan Mehmed Han a kadar, hep Selçuklu ya saygı duyduklarını gösteren davranışlar
sergilemişlerdir.
Ertuğrul Gazi ile başlayan cihad ehli bir hanedan, Osman
Gazi zamanında cihan devleti olmak için temelleri oluşturmuştu.
Gayesi mal mülk, şah şöhret, ya da cihangirlik olmayan
bir hanedan, İlayı Kelimetullah için yola çıkıyordu.
Yarın Osman Gazi nin mal mülk karşısındaki durumunu
ortaya koyacak olan ikinci bölümü okuyucularımla paylaşacağım.