Arap-Amerikan Baharı’nın ardından savrulanların veya bir başka deyişle internet ve sanal gençliğin ayaklanışı belli kimi kesimlerde büyük bir heyecan oluşturdu. Yıllardır yönetimindekileri baskıyla, zulümle yöneten krallar devrildi. Bu da ayrı bir heyecan konusu. Bütün bunların arka plandaki psikolojisi özgürlük ve demokrasi imgeleri ağırlık kazandı. Bunun en ağır sonuçları bugün Suriye’de baş gösteriyor. Suriye halkının dostları diye nitelenen emperyal ülkeler. Kimdir bunlar; Amerika, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Ürdün vs. Bir diğer yanda ise Suriye kralını destekleyen diğer emperyal ilkeler Rusya ve Çin. Silâh sanayinin ise ritmi hemen hiç bozulmuyor. İran savunma refleksi içinde. Sıranın kendisine geleceği bilincinde.
Hiç hesapta yokken birden Doksan Kuşağı diye nitelenen sanal gençliğin Türkiye ayaklanması başladı. Bu, kimi kesimlerde büyük bir heyecan oluşturdu. Asıl paradoks, Suriye kalkışmasında emperyallerle birlikte ve taraf olan Türkiye’nin karşı tarafın içine sürüklenişiydi. Bir yanıyla Türkiye emperyallerle birlikte, bir yanıyla Türkiye kendi karşısında dostlarını buluyor. Tam bir çıkmaz.
Bütün bunlar yaşanırken bu gençliğin özelliği nedir Asıl üzerinde durulması gereken de budur. Bu gençlik sosyalist mi, Marksist mi, faşist mi, liberal mi, antiemperyalist mi, nihilist mi, İslâmcı mı, alevi mi, sünni mi, milliyetçi mi, kavmiyetçi mi, gay mi, homoseksüel mi, lezbiyen mi Kim Asıl sorulması gereken sorular bunlar.
Meydanlara dökülenlerin arasında bunların hemen hepsi var. Asıl ilginç olanı da sosyal demokrat, Marksist ve antiemperyalist olanların bu süreçte sermaye çevreleriyle iç içe oluşu. Dahası, onların desteklerinin de oluşu. Daha da önemlisi kendisini antikapitalist diye nitelendirilenlerin sermayeyi savunuyor olmaları. Tam bir karşı tepki psikolojisi. Sosyal medyada kimi holdinglerin bankalarını, mallarını öneriyorlar. Bu, bir çelişki gibi görünebilir, ama değil. Zaten hemen bütün bunlar Batı ruhlu. Normalde de aynı köklerden geliyorlar. Karşıt da olsalar, birbirleriyle çatışıyor da olsalar aynıdırlar.
Peki, bu gençlik gerçekten umut verecek özellikte mi Özellikle Altmış Sekiz Kuşağı kalıntılarını heyecanlandıran bir benzerlikleri mi var Ayaklanma dışında ortak bir yanları yok. Felsefi temelleri de yok. Okumayan, düşünmeyen, akletmeyen bir gençlik. İçi boş ve savrulan bir gençlik. Öğretmenleri bile bu gençlikten bir şey beklemiyorlar. Çünkü onların okumayla bir ilgileri yok. Çünkü onlar sanal medyanın ortaya savurduğu boş bir gençlik. Teknoloji ürünü olan sanal medyanın ürettiği ve savurduğu bir gençlik. Cinsellik, spor, daha doğrusu futbol delisi bir gençlik.
Bu gençliğin duruşu neyle tanımlanabilir diye düşünmüyorum değil. Nihilist desem değil, ideolojik bir özelliği de yok. Bilinçten yoksun. Bir bilinci varsa o da savruluş.
Bu hareketin içinde yer alan bir avuç antikapitalist Müslüman diye nitelendirenlerin bu topluluk içinde nasıl durabildikleri Bikinili bir bayanın reverans ettiği, alkolün ısrarla vurgulandığı, terör ve tedhişin alabildiğine abartıldığı, homoseksüellerin bile büyük afişlerle kendilerini gösterdiği karma karışık bir çorba içinde yer almaları.
Bu karmaşadan ne özgürlük doğar, ne de sağlıklı bir süreç. Bu bir anarşi doğurur.
Dahası bu eylemlerle sıranın Türkiye’de olduğunun ilk işareti, yöneticilerin bile taraf oldukları taraftan darbe almaları, emperyalizmin dost, ortak, tanımadığının bir göstergesi.
Bu gençlik hangi felsefi akımın etkisinde derseniz, ben bir tek şey söylüyorum: Batı’nın savurduğu boş bir gençlik.
Bu iktidar zamanında serpilip büyüyen ideolojisiz bir gençlik. Bugünün gençliğinin bir özelliği de ideolojisizliğin ideolojisinin olduğu bir gençlik.
Müslümanların bu dönemde daha çok bilinçlenmeye, daha çok okumaya, daha çok düşünmeye zorunlu olduğu bir gençliğe öncülük etmesi. Bu tuzaklara düşmeyecek bilinçli bir gençliğe öncülük etmeleri. Müslümanlığın ve İslâm’ın daha bilinçli yanması gerekiyor. Yoksa bu sorunların üstesinden asla gelinemez. Kavgayla, bağırmayla, hötlemeyle, aşağılamayla asla bir yere varılamaz.